‘Jitem’ olarak etiketlenmiş yazılar

“Gaffar Okkan’ı JİTEM öldürdü”

Çarşamba, 22 Şubat 2012

JİTEM davasında tanık olarak dinlenen Ömer Lütfü Topal’ın şoförünün oğlu Emrah Özdemir, ifadesinde Gaffar Okkan’ı JİTEM’in öldürdüğünü ileri sürdü.

Güncelleme:22 Şubat 2012 05:33

Diyarbakır’da devam eden JİTEM davasında tanık olarak dinlenen Ömer Lütfü Topal’ın şoförünün oğlu, Gaffar Okkan ve beş korumasının JİTEM ile Hizbullah’ın ortak eylemi sonucu şehit edildiğini iddia etti.

16 sanıklı JİTEM davasına 6.Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi.Duruşmada, Ömer Lütfi Topal’ın şoförünün oğlu Emrah Özdemir, tanık olarak dinlendi.

Özdemir Diyarbakır Eski Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ve 5 korumasına yönelik eylemin JİTEM elemanları ile Hizbullah militanları tarafından gerçekleştirildiğini öne sürdü

Özdemir yazar Musa Anter’in yazılarının JİTEM grup komutanlarını rahatsız ettiğini ve bu nedenle öldürüldüğünü, iddia etti.

1993 yılında öldürülen eski Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın da JİTEM’in ‘bıçak’ tim’inin öldürdüğünü ileri sürdü.

Ayrıca JİTEM’deki bir ekibin eski Mardin İl Jandarma Alay Komutanı Albay Rıdvan Özden’in de öldürülmesinin sorumluları olduğu Özdemir’in iddiaları arasında yer aldı.

Gizli tanıktan şok JİTEM açıklaması

Cuma, 27 Ocak 2012

Birinci “Ergenekon” davasında dinlenilen “gizli tanık Kıskaç”, 1990′lı yılların başında JİTEM adına Doğu ve Güneydoğu’da katıldığı operasyonları anlattı.

Güncelleme:27 Ocak 2012 03:46

JİTEM’in merkezi Diyarbakır’dır diyen gizli tanık, “sorgularda insanların tırnakları ve saçları pense ile çekilirdi” dedi.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, “gizli tanık Kıskaç”, gizli tanık odasından sesi ve görüntüsü bozuk şekilde duruşma salonuna yansıtılarak dinlendi.

Gizli tanık, 19 yaşından beri 24 yıldır vatana ihanet edenlere kaşı mücadele verdiğini, 20 yıldır başında kefenle dolaştığını belirterek, 1990′lı yılların başında JİTEM adına Doğu ve Güneydoğu’da katıldığı operasyonları anlattı.

“Bugün burada birileri beni dinliyor. Ben burada olmayanların da isimlerini vereceğim. Veli Küçük o dönem çok küçük biriydi. Asıl ondan büyükleri var. Onların hepsini açıklayacağım” diyen gizli tanık, o dönemde Binbaşı Mahmut Şahin’in postası olduğunu anlattı.

Tutuklu sanıklardan emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ’ın o dönemlerde çıktıkları bir operasyonda komutanlarından biri olduğunu dile getiren gizli tanık, “Karadağ bize yardım göndermediği için 11 askerimiz şehit oldu. Parçalanmış cesetleri taşıdım. 18 yıldır bunların hesabını sormayı bekledim” şeklinde konuşurken, göz yaşlarını tutamadı.

Gizli tanık, 1990′lı yılların başında Elazığ Jandarma Alay komutanı olan Albay Teoman Barutçu ile birlikte çalıştığını kaydederek, Bingöl’de 33 askerin kuruşuna dizilmesi olayında Albay Barutçu’nun hatası olduğu ileri sürdü.

“Yeşil” ile çalıştım

“Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ı çok iyi tanıdığını belirten gizli tanık, şunları anlattı: “O dönem lakabı yüzbaşı idi. JİTEM merkezi Diyarbakır’dı. Elazığ jandarma tabur komutanlığının altında sorgu odaları vardı. Sorgulara Yeşil de katılırdı. Yeşil Zazaca bilirdi. Bende Kürtçe bilirdim. Sorgulara katılarak tercümanlık yapardım. Buradaki sorgularda insanların tırnakları ve saçları pense ile çekilirdi. Mahmut Yıldırım ve öldürülen Binbaşı Cem Ersever birlikte çalışırdı.”

Gizli tanık, Elazığ’da JİTEM binasının girişinde “Ne gördüysen, ne duyduysan, ne olduysa, sen neysen, hepsi burada kalsın” yazdığını söyledi.

Türkiye’de 7 bin askerin şehit düştüğünü dile getiren gizli tanık, “Ölenlerin içinde hiç topçu, popçu, zengin, general çocuğu var mı? Ölüm sadece bize mi kader? Onlar ölümü bize kader yapmışlar” ifadelerini kullandı.

Bu arada tutuklu sanıklardan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek usule ilişkin söz almak istediğini söyledi. Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese gizli tanığın ifadesinin bölünemeyeceğini belirterek, Perinçek’e söz vermedi.

Perinçek ise gizli tanığın anlattıklarının davayla bir ilgisi olmadığını belirterek, “Psikolojik savaş yapılıyor. Psikolojik savaş merkezi mi burası? Tanığın anlattıklarının suçla ilgisi yok” diyerek tepki gösterdi.

“Mahkeme psikolojik harekat yapmaz” diyen Başkan Özese, Perinçek’in konuşmasına izin vermezken, gizli tanığın da “Ben bunları yaşarken sen orada değildin Doğu Perinçek” dediği duyuldu.

Mahkeme heyeti, gizli tanığın beyanlarının alınmasına ara vererek, duruşmayı yarına erteledi.

Kürtlere ‘üç çocuk’ cezası verilecekti

Pazar, 11 Aralık 2011

12 Aralık 1996′daki MGK’da hükümete sunulan ‘Kürt Raporu’nda” 2025′te Kürtlerin sayısı Türkleri aşacak’ tespiti ve üçten fazla çocuk yapana ceza önerisi vardı.

Güncelleme:11 Aralık 2011 14:46

Radikal’in haberine göre; Cumhuriyet tarihinden bugüne ‘Kürt sorunu’na çözüm isteyen rapor sayısı 70’i buluyor. Bunların en trajikomik olanı 1996 yılında olanıydı. Tarih 12 Aralık 1996, yani 28 Şubat’ın ayak seslerinin duyulduğu günler. ‘Postmodern darbe’nin iki ay öncesi. Bakanlar Kurulu toplantısı başlamak üzere.
Bakanların önüne, onlar oturmadan önce 10 sayfalık bir ‘Kürt raporu’ konuyor. DYP’li Diyarbakırlı Devlet Bakanı Salim Ensarioğlu rapora göz attığında gördüklerine inanamıyor. Terörle mücadele kapsamında yapılması gerekenlerin sıralandığı raporun bir yerinde, en büyük tehlike olarak Kürtlerin çoğalması gösteriliyor:
“Böyle giderse 2010 yılında nüfusun yüzde 40’ı, 2025 yılında ise yarısı Kürt olacak. 2025’ten sonra Kürtler Meclis’te anayasayı değişterecek çoğunluğu da ele geçirecekler.”
Bu tespit yapıldıktan sonra hükümete akıl da veriliyor. Bulunan çözüm ‘belden aşağı.’ 1976 yılından bugüne ‘tek çocuk’ politikası uygulayan Çin yöntemini andırıyor.
Deniyor ki: “İleride vahim sonuçlar doğmaması için üç çocuktan fazla yapanlara cezai müeyyide getirilmeli. Çocuk sayısı az olanlar ise teşvik edilmeli.”
Başbakan Necmettin Erbakan yerine oturup toplantıyı açtıktan sonra, Salim Ensarioğlu söz alıyor. Gergin hali, siniri ses tonuna da yansıyor. Henüz Erbakan’ın da okumadığı raporu elinde sallayarak içeriğini anlatıyor ve “Devlet kendi belgeleriyle bölücülük yapıyor. Ben bu raporu onaylamam” restini çekiyor.
Erbakan teskin etmeye çalıştığı Ensarioğlu’nu haklı buluyor. “Kimse o raporu almasın, masada kalacak ve iade edilecek” talimatından sonra, “Gereğini yapacağım” sözünü veriyor. “Artık gündememize geçelim” diyen Erbakan, toplantı sonrası raporu MGK’ya iade ediyor.
DEMİREL VE BİR DEVREDE 
Olayın duyulması ile Ankara hareketleniyor. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile Genelkurmay Başkanı İ.Hakkı Karadayı ve İkinci Başkan Çevik Bir de devreye giriyor. Brüksel’de olduğu için Bakanlar Kurulu’na katılamayan Tansu Çiller’e ulaşılıyor. Dönemin OHAL Bölge Valisi Necati Bilican bile bakanlara gönderiliyor. Raporun kabul edilmesinin ‘memleketin geleceği açısından’ ne denli önemli olduğu anlatılıyor. Dört bir taraftan baskı, telkin gelse de çabalar sonuçsuz kalıyor.
‘İYİ ÇOCUK’ ZİYARETE GELİYOR 
Ensarioğlu ise o günden sonra ‘esrarengiz’ olaylar yaşamaya başlıyor. Tehdit telefonları peş peşe geliyor. Akşam evine gidip makam aracından indiğinde askeri istihbaratçıları görüyor. Sadece Ankara’daki evi değil, Diyarbakır’daki köyüne de istihbaratın gittiğini öğreniyor. Sonra Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar gibi gazetecilerin adının geçtiği o ünlü ‘Andıç’ın bir numarasında ismi yer alıyor.
Ensarioğlu, daha sonra komaya girdiği, beş kez ameliyat olmak zorunda kaldığı ciddi bir trafik kazası geçirmişti. Bu kazanın da MGK raporuna onay vermediği için başına geldiğini söylüyor. Hatta hastanede iken kendisini ziyarete gelen Başbakan Bülent Ecevit de ‘suikast’ endişesi taşıdığı için kazayı inceleme talimatı verdiğini söylemiş kendisine.
O dönemde hastaneye gelen ziyaretçilerden birisi de Şemdinli olayı sonrası Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın “Tanırım, iyi çocuktur” dediği Astsubay Ali Kaya. Ensarioğlu’ndan ‘helallik’ istemeye gelen Kaya, “MGK kararını imzalamadığınız için ‘Andıç’a isminiz Çevik Bir tarafından yazıldı” demiş.
28 Şubat postmodern darbesinin bir ön provası olan MGK raporunun, yarın 15. yıldönümü. Devletin tozlu raflarında bekleyen raporda kim bilir başka neler vardı? Erbakan Hoca’nın talimatıyla toplatıldığı ve iade edildiği için bunu bilemiyoruz. Salim Ensarioğlu o raporu elinde tutan tek sivilin kendisi olduğunu söylüyor ve içeriğini büyük ölçüde gizli tutuyor. Nedenini, “MGK raporu gizlidir.
Ayrıca bunun üzerinden siyaset yapmam” diye açıklıyor.
Ensarioğlu, o raporu tek bir şartla açıklayacağını da söylüyor:
“O raporda çok şeyler vardı. Rahmetli Erbakan almamızı istememişti ama sadece ben alabildim o raporu. Detayları sadece Sayın Cumhurbaşkanı veya Sayın Başbakan isterse açıklayabilirim.”
Salim Ensarioğlu, akıbeti meçhul olan ‘Kürt Raporu’nda, nüfus artışı dışında bir başka önemli ayrıntıyı da aktardı. O raporda JİTEM ile istihbarat örgütlerinin ortak çalışma yapması isteniyor. Ensarioğlu, “Hani 1990’dan sonra JİTEM faaliyetlerine son vermişti? 1996 yılında devletin resmi raporunda JİTEM’in adı geçiyor” dedi.
Refahyol Hükümeti, Genelkurmay ve Köşk’ün isteği olan ‘Kürt Raporu’nu kabul etmemişti. İki ay sonraki 28 Şubat MGK’sında karşısına ‘irtica’ odaklı 18 maddelik tedbirler paketi çıktı. Sonrasında Başbakan Erbakan’ın istifasına kadar giden olaylar dizini malum. Darbe için papatya falının açıldığı günlerdi:
“Sabah arabaya biniyordum, makam şoförüm, ‘Efendim öğleden sonra darbe olacakmış.’ Makama geliyordum, Çaycı, ‘Duydum, yarın darbe olacakmış’ diyordu. Öyle bir ortam vardı. O dönemde üç ay boyunca valizim hazır bekledim. Her an darbe olabilir diye eşyalarım hazırdı.”
“AKIL DIŞIYDI” 
Devlet Bakanı Lütfü Esengün de raporu çok iyi hatırlayan isimlerden: “Akıl ve mantık dışı bir rapordu. Genelkurmay Başkanlığı tarafından geldiğini tahmin ediyorum.”
Yine RP kanadından devlet bakanı olan Ahmet Cemil Tunç da rapora karşı çıktıklarını ve Bakanlar Kurulu’nca kabul edilmediğini anlattı.