‘Dava’ olarak etiketlenmiş yazılar

İlk sorgu memura

Çarşamba, 22 Şubat 2012

28 Şubat kararları olarak bilinen MGK kararlarının kaleme alınmasına yönelik çalışmalarda bulunan 4 sivil memur savcılığa getirildi. Savcılık memurların tanık sıfatıyla ifadesini aldı.

Güncelleme:22 Şubat 2012 06:26

Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliği’nin, 28 Şubat süreciyle ilgili suç duyurularını birleştirerek başlattığı soruşturmada, savcılık harekete geçti. Alınan bilgiye göre, 28 Şubat soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Savcı Mustafa Bilgili, şüphelilere yönelik ifade alma işlemlerine başlamadan önce, döneme ilişkin ayrıntılı bilgi toplamak için harekete geçti. Savcılık, Genelkurmay Başkanlığı’ndan, 28 Şubat kararları olarak bilinen Milli Güvenlik Kurulu kararlarının kaleme alınmasına yönelik çalışmalarda görev yapan, bu dönemdeki toplantılara da katılan sivil memurların isimlerini istedi. Gelen isimler TSK personeli olduğundan, Merkez Komutanlığı’na yazı gönderen savcılık, belirtilen isimlerin savcılığa getirilmesi talebinde bulundu.

Tanık sıfatıyla
Merkez Komutanlığı aracılığıyla halen Genelkurmay’da çalıştıkları belirtilen 4 sivil memur savcılığa getirildi. Savcılık, memurların tanık sıfatıyla ifadelerini aldı. Memurların 28 Şubat sürecinde de görevde oldukları, 28 Şubat kararları olarak bilinen Milli Güvenlik Kurulu kararlarını bizzat kaleme alan ekipte görev yaptıkları ve birçok önemli toplantıya şahitlik ettikleri, ifadelerine bu nedenle başvurulduğu öğrenildi.

Siyasiler de dinlenecek
Savcılığın, bu yöndeki çalışmalarını bir süre daha sürdüreceği ve bu dönemdeki toplantılara katılan benzer görevdeki bazı isimlerin daha ifadelerine başvurabileceği öğrenildi. Dönemin bazı siyasilerinin ifadelerinin de tanık sıfatıyla alınabileceği kaydedildi.
Savcılığın, soruşturmayı boyutlandırdıktan sonra suç duyurularında ismi geçen, başta dönemin komuta kademesindeki isimler olmak üzere bazı emekli ve görevdeki asker-sivil bürokratların şüpheli sıfatıyla ifadesini alabileceği belirtildi.

“Bu işin şakası olmaz”

Salı, 21 Şubat 2012

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım’ın da yargılandığı futbolda şike soruşturmasına yönelik davanın görülmesine dün Çağlayan Adliyesi’nde devam edildi.

Güncelleme:21 Şubat 2012 03:14

‘Futbolda Şike’ davasının 5. günü geride kaldı.
Duruşmada, Olgun Peker’e bağlı örgütün yönetisi olmakla suçlanan Hakan Karaahmet, eski Giresunspor yöneticisi Ömer Ülkü ve müşteki Şener Kaçmaz’ın ifadeleri alındı.

Kaçmaz’ın ifadesini geri aldığı duruşmada ilginç diyaloglar yaşandı. Bunlardan biri de, yarın ifade vermesi beklenen Aziz Yıldırım’ın avukatının bilgisayardan maç izlediğini düşünen mahkeme başkanının yaptığı uyarıydı.

Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada savunmasını yapan ve Olgun Peker grubuna bağlı örgütün yöneticilerinden olduğu iddia edilen tutuklu sanık Hakan Karaahmet, savunmasında hakkındaki suçlamaları kabul etmedi.

Karaahmet, örgüt yöneticisi rolünün karakterine uygun olmadığını ifade ederek, ”Benim açıklamalarımdan sonra beni basamak olarak kullanıp birilerine ulaşılmaya çalışıldığını anlayacaksınız” ifadelerini kullandı.

Bir dönem Giresunspor’da yöneticilik yaptığını söyleyen Hakan Karaahmet, tutuklanana kadar geçen bir buçuk yıllık sürede Olgun Peker ile hiçbir ilişkisinin olmadığını, ondan öncede sadece 8-9 aylık bir sürede yöneticilik faaliyeti nedeniyle bir ilişkisinin olduğunu öne sürerek, ”Varsa böyle bir ilişki ortaya konulmasını istiyorum” dedi.

“PEKER’LE ANLAŞAMIYORDUK”
Olgun Peker’in 2008 yılında kulüp başkanlığına seçildiğini anımsatan sanık Karaahmet, ”Peker, takımı alt sıralardan aldı ve kurtardı. Daha sonra Giresun ilinin ileri gelenleri, kulübün bir üst lige çıkması için destek çağrısı yaptılar. İşte ben de bu arada görev alarak yöneticilik yaptım. Ancak Olgun Peker de bilir ki bir çok konuda kendisiyle anlaşamamışızdır” diye konuştu.

Bu arada, Mahkeme Başkanına ”Siz şu ana kadar hiç tahliye vermemişsiniz. İnşallah biz ilk oluruz” diyen sanık Hakan Karaahmet’e, Mahkeme Başkanı Ekinci de, ”Nereden biliyorsunuz tahliye vermediğimizi?” diye sordu.

Sanık Karaahmet de, ”Odatv davasında tahliye vermemişsiniz” yanıtını verdi. Başkan Ekinci ise ”Bizim Odatv’den başka bir sürü davamız var” dedi.

MAHKEME BAŞKANI: SİLAH YOK
Tutuklu sanıklardan Ömer Ülkü, Uluslararası Silahlara Karşı Mücadele Platformu üyesi olduğunu belirterek, bu platformdaki arkadaşlarının silahlı örgüt üyesi olmakla suçlandığını bilmeleri durumunda ne diyeceklerini merak ettiğini söyledi.

Bunun üzerine araya giren Mahkeme Heyeti Başkanı Mehmet Ekinci, ”Sizin suçlandığınız konu cebir ve şiddet uygulamak. Silah yok” dedi.

2009 Mayıs ayında Olgun Peker’le tanıştığını belirten Ülkü, ”Eğer Peker’in örgütüne üye isem Giresunspor’a Başkan olduktan sonra seçtiğim 23 kişilik yönetim listemde bana, ‘Şunu al’ ya da ‘şunu alma’ derdi. Böyle bir şey demedi” diye konuştu.

Sanık Ülkü’nün, Olgun Peker’in ‘oğlu yaşında’ olduğunu söylemesi üzerine araya giren Mahkeme Başkanı Ekinci, ”Oğlum yaşında diyorsunuz ama ‘emredin’ diyorsunuz” dedi. Bunun üzerine Ülkü, ”Olgun Peker, benden önce Giresunspor Başkanı olduğu için nezaketen konuşma sırasında, ‘bir emriniz var mı?’ diyorum. Bütün Giresunspor Başkanlarına bu nezaketimi gösteririm” dedi.

“ŞİKE SAHADA YAPILIR”
Ülkü, şike iddialarına ilişkin de hiçbir kulüp başkanının şike yapma imkanının olmadığını ifade ederek, ”Şike yapsa futbolcular yapar. Şike sahada yapılır. Yöneticilerin yapma imkanı yoktur. Yöneticiler hangi futbolcuların oynayacağını bilmez” diye konuştu.

DİYARBAKIRSPOR MAÇI
Mahkeme Başkanı Ekinci’nin, Diyarbakırspor-Giresunspor maçında yapıldığı iddia edilen şikeye ilişkin sorusunu da yanıtlayan Ülkü, Diyarbakırspor eski Başkanı Abdurrahman Yakut’la Diyarbakır’daki güvenlik ve futbolcu transferi ile ilgili görüştüğünü, şikeye ilişkin herhangi bir şey olmadığını söyledi.

Diyarbakırspor maçında futbolculara en yüksek primi verdiğini anlatan Ülkü, ”Şike yapsam neden futbolcuların kazanması için prim vereyim? Hiçbir gün hiç bir kulüple şike anlaşması yapmadım, şike vermedim. Ne şikem var, ne örgütüm var. Buna Allah şahittir” dedi.

MAHKEME BAŞKANININ MERAKI
Giresun’da kendisini koruyan polislerin olduğunu belirten Ülkü’nün, ”Meğer polisler 4 aydır beni takip edip bilgi topluyorlarmış” demesi üzerine Mahkeme Başkanı Ekinci, ”Polis, korumalardan mı bilgi alıyormuş? Koruma Şube polisleri ayrıdır” dedi. Sanık Ülkü’nün ”Bilmiyorum” cevabı üzerine Başkan Ekinci, ”Benim de korumalarım var. O yüzden soruyorum” dedi.

Mahkeme Başkanı Ekinci’nin, bazı telefon tapelerini hatırlatması üzerine, sanık Ülkü, bu görüşmelerin içeriğinin şaka olarak konuşulduğunu söyledi.

“Bu işin şakası olmaz”
Sanık Ülkü’nün savunmasını tamamlamasının ardından ifade vermek üzere kürsüye gelen müşteki Şener Kaçmaz rahatsızlandı.

Mahkeme Başkanı Ekinci’nin, Kaçmaz’a su verilmesi talimatı üzerine mübaşir tarafından getirilen suyu içen Kaçmaz, bir süre sonra tekrar ifade vermek üzere kürsüye geldi.

Şener Kaçmaz, sanıklardan Olgun Peker ve Hakan Karaahmet’in kendisini tehdit etmediğini, kimsenin de kendisini tehdit edemeyeceğini belirterek, ”Olgun Peker’i burada tanıdım. Hakan Karaahmet’le daha önceden iş ortaklığım vardı. Karaahmet, benden 110 bin TL para borç aldı. Vermemesi üzerine evine haciz getirdim” dedi.

Sanık Karaahmet’le aralarında bir husumet bulunmadığını, sadece parasal bir sorun yaşadıklarını ifade eden Kaçmaz, şikayetinden vazgeçtini söyledi.

Mahkeme Başkanı Ekinci, ”Bu işin şakası olmaz. Sanıklardan Olgun Peker ve Hakan Karaahmet bu nedenle gasptan yargılanıyor. Daha önceki ifadeni değiştiriyor musun?” diye sorması üzerine Kaçmaz, ”Şimdiki söylediklerim doğrudur. Daha önce verdiğim ifadeyi gözlerimde problem olduğu için okumadan imzaladım” yanıtını verdi.

AVUKATIN MAÇ İZLEDİĞİ İDDİASI

Bu arada sanık Hakan Karaahmet’in savunma yaptığı sırada araya giren Mahkeme Başkanı Mehmet Ekinci, Aziz Yıldırım’ın avukatı Abdullah Kaya’ya hitaben, ”Orada ne seyrediyorsunuz, maç mı? Tribün oluşmuş. Herkes o yöne bakıyor. Lütfen onu (laptop) kapatalım” diye uyarıda bulundu.

Bunun üzerine Avukat Abdullah Kaya da, maç izlemediklerini ifade ederek bilgisayarını kapattı.

Türkiye’ye karşı dava açmayı engelleyen karar

Pazartesi, 06 Şubat 2012

İtalya’daki mahkemelerde Almanya’ya karşı açılan davaların Adalet Divanı’ndan dönmesi, Ermeni iddiaları nedeniyle farklı ülkelerin mahkemelerinde Türkiye’ye karşı açılacak davalarda emsal olabilir

Güncelleme:06 Şubat 2012 05:15

İtalya’daki mahkemelerde, Almanya’nın 2. Dünya Savaşı döneminde işlediği suçlar nedeniyle açılan davalar Birleşmiş Milletler’in yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı’ndan döndü. Almanya’nın, bir ülkenin yaptığı eylemlerden dolayı, bir başka ülke mahkemesinde dava açılmasının “yargı bağışıklığı” ilkesine aykırı olduğu yönündeki itirazı, Adalet Divanı tarafından kabul edildi. Divan, insanlığa karşı işlenen suçlarda bile usul kurallarının öncelikli olduğuna işaret ederek, bir başka ülkedeki yerel mahkemenin, farklı bir ülkenin eylemlerini yargılayamayacağına hükmetti.

Karara göre, ilerleyen yıllarda Ermeni soykırımı iddiaları nedeniyle farklı ülkelerin mahkemelerinde açılacak davalara karşı Türkiye de aynı gerekçeyle Uluslararası Adalet Divanı’na başvurarak, sonuç alabilecek. Doç. Dr. Kerem Altıparmak, karar için, “Karar, Fransa’daki Ermeni soykırımını inkarı suç sayan yasa nedeniyle açılacak davalarla ilgili değil. Çünkü onlar kendi ülkelerindeki bir eylemi yargılamayı tartışıyorlar. Ancak Ermenilerin 1915’te uğradıkları zararlara karşı başka ülkelerde Türkiye aleyhine dava açmalarının önlenmesi açısından karar büyük önem taşıyor” dedi.
Uluslararası Adalet Divanı, 3 Şubat’ta, sonuçları Türkiye’yi de ilgilendiren önemli bir karara imza attı.

Almanya’nın İtalya itirazı
Almanya, bir süre önce, İtalya’daki yerel mahkemelerde, 2. Dünya Savaşı’nda insanlığa karşı işlenen suçlar nedeniyle açılan davaların hukuka aykırı olduğunu belirterek Divan’a başvurdu. İtalya, Divan’a yaptığı savunmada, şikayet konusu başvuruların, 2. Dünya Savaşı sırasında Alman devleti tarafından yaşam hakkı ihlal edilmiş kişiler ile Almanya’ya zorla götürülmüş ve savaş esiri kategorisine sokulmadan zorla çalıştırılmış kişilerin yakınlarının İtalya’daki mahkemelere başvurusu üzerine açıldığını bildirdi.
İtalya, suçların “insanlığa karşı suç” kategorisinde olması nedeniyle mahkemelerin yargılama yaparak Almanya aleyhinde kararlar verdiğini ifade etti. Almanya ise Yunanistan’da da benzer davalar açıldığını ve mahkemelerin Almanya aleyhine kararlar verdiğini ancak bu kararların uygulanmaması üzerine Yunan vatandaşlarının da İtalya’daki mahkemelere başvurduğunu bildirdi.  İtalya’daki mahkemelerin bu tavrıyla uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirten Almanya, uluslararası hukuka göre oluşturulan fonlarla 2. Dünya Savaşı dönemindeki zararların telafisi için çaba gösterildiğini, bunun dışında yerel mahkemelerin verdiği kararların yargı bağışıklığına aykırı olduğunu kaydetti.

Devlet diğer ülkede yargılanamaz
Divan, 3 Şubat’ta Almanya’nın başvurusunu karara bağladı. İtalya’nın, uluslararası hukukun temel kurallarının ağır biçimde ihlal edilmesinin ve insanlığa karşı suçların yargı bağışıklığı kuralının istisnasını oluşturduğu görüşünü yerinde bulmayan Divan, yargı bağışıklığı kuralının istisnasının olamayacağına hükmetti.
Usul hükümlerinin önemine işaret eden Divan, insanlığa karşı işlenmiş suçlarda bile bir başka devletin eyleminin farklı bir devletin yerel mahkemesinde görüşülemeyeceğini vurguladı.

Türkiye’nin yararına emsal niteliğinde
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Doç. Kerem Altıparmak, kararın bütün ülkeler açısından önem taşıdığını belirterek, Ermenilerin 1915’te uğradıkları zararlar nedeniyle farklı ülkelerde dava açma olasılığı nedeniyle Türkiye açısından ayrıca önemli olduğunu vurguladı. Altıparmak, Türkiye’nin, farklı ülkelerde açılacak olası davalara karşı kararı emsal göstererek Divan’a başvuru yapabileceğini kaydetti. Altıparmak, “Karar, Fransa’daki Ermeni soykırımını inkarı suç sayan yasa nedeniyle açılacak davalarla ilgili değil. Çünkü onlar kendi ülkelerindeki bir eylemi yargılamayı tartışıyorlar.

Ancak, Ermenilerin 1915’te uğradıkları zararlara karşı başka ülkelerde Türkiye aleyhine dava açmalarının önlenmesi açısından karar büyük önem taşıyor” dedi. Buna göre, Türkiye, açılacak olası davalarda, farklı ülkelerin yerel mahkemelerin safdışı bırakılarak konunun uluslararası mahkemeler tarafından görüşülmesi gerektiğini belirtebilecek ya da uluslararası komisyonların konuyu karara bağlamasını isteyebilecek.

Oda TV davasında tahliye talepleri reddedildi

Cumartesi, 28 Ocak 2012

Oda TV Davası’nda Ahmet Şık ve Nedim Şener dahil tüm sanıkların tahliye talepleri reddedildi.

Güncelleme:28 Ocak 2012 01:52

‘Ergenekon’ soruşturması kapsamında Odatv’de yapılan aramalar sonrasında gazeteciler Ahmet Şık, Nedim Şener ve Soner Yalçın’ın da aralarında bulunduğu 11′i tutuklu 13 sanık hakkında açılan davanın 10. duruşması bugün görüldü.

İstanbul Adalet Sarayı’ndaki Özel Yetkili İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada mahkeme heyeti sanıkların tahliye taleplerini reddetti.

Davada bir sonraki duruşma 12 Mart’ta görülecek.

ŞENER VE ŞIK KİTAPLARINI İMZALADI

Kötü hava koşulları nedeniyle bir saat gecikmeli başlayan duruşma öncesi ve verilen ara sırasında izleyiciler, Şık ve Şener’e kitap uzatarak imza isteğinde bulundu. Neşeli oldukları gözlenen ikilinin bu istekleri geri çevirmedikleri belirtildi.

Tutuklu sanıklar Prof. Dr. Yalçın Küçük, eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, gazeteciler Nedim Şener, Ahmet Şık, Soner Yalçın, Şükrü Doğan Yurdakul, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Muhammet Sait Çakır, Coşkun Musluk, Müyesser Uğur ile tutuksuz sanıklar İklim Ayfer Kaleli ve Ahmet Mümtaz İdil duruşmaya katıldı.

Bugünkü duruşmada Doğan Yurdakul’un sağlık raporu, çeşitli dosyaların bilgisayarlara virüs yolu ile aktarıldığı yönünde rapor veren TÜBİTAK bilirkişi listesi mahkemeye iletildi.

KÜÇÜK SÖZ HAKKI İSTEDİ

Duruşmada söz alan sanık Yalçın Küçük, sanıklardan Nedim Şener ve Hanefi Avcı’nın kendisi hakkında ağır konuştuklarını iddia ederek, mahkemeye söz konusu iddialarla ilgili dilekçe vereceğini söyledi.

Duruşmada söz alan Müyesser Uğur da kanunda olamayan suçlar nedeniyle tutuklandığı öne sürerek, ”Adı olup cismi olmayan ‘Ergenekon’ terör örgütü üyesi olarak yargılanıyorum. Emniyet Genel Müdürlüğü, MİT, Genelkurmay böyle bir örgütün olmadığını veya araştırıldığını beyan ediyor. Ancak İstanbul emniyeti, savcılık ve mahkeme heyeti var olduğunu biliyor, çünkü bizi tutuklu olarak yargılamayı sürdürüyor. Heyetten ‘Ergenekon’ örgütünün adresini istiyorum. Gidip üye olacağım. Adını ve adresini bilmediğim bir örgütten dolayı yargılanmak ağrıma gidiyor” dedi.

SANIKLAR DIŞARI ÇIKARILDI

Mahkeme Heyeti Başkanı Mehmet Ekinci, sanık İklim Ayfer Kaleli’nin sağlık sorunları nedeniyle bir ara karar aldıklarını belirterek, ”Sanık Kaleli savunma yaparken CMK’nın 200. maddesi gereği diğer sanıklar salondan dışarı çıkarılacak” dedi.

Bu karara itiraz eden sanık avukatları, söz konusu kararın geri alınmasını talep etti.

İtirazları reddeden Ekinci, ”Biraz düşünürseniz bu kararın lehinize olduğunu anlarsınız” dedi.

Kaleli’nin savunmasına başlamadan önce diğer sanıklar salondan çıkartıldı.

‘BİRÇOĞUNU HİÇ TANIMIYORUM’
Duruşmada savunmasını yapan sanık İklim Ayfer Kaleli, Odatv’ye başlamadan önce Ankara’da birkaç basın kuruluşuna iş başvurusunda bulunduğunu, sadece odatv’den olumlu dönüş olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

”Çok sevdiğim gazeteciliği yapabileceğim bir yer olarak gördüm. Mesleğe dört elle sarılmama vesile oldu. Yalçın Küçük ile bir yemekte tanıştım. Kısa bir tanışmaydı. Başka bir görüşmem olmadı. Soner Yalçın ile de işe başladıktan 5 ay sonra telefonla görüşerek tanıştım. 2 telefon görüşmem ve 1 saatlik buluşmam dışında Soner Yalçın ile herhangi bir irtibatım olmadı. Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu ve Ahmet Mümtaz İdil ile işimin gereği görüştüm.”

Doğan Yurdakul ile Odatv yazarlarının bir toplantısında bir araya geldiğini ifade eden Kaleli, ayrıca bir iletişiminin olmadığını, aynı şekilde Müyesser Yıldız ile de bu toplantı da tanıştığını söyledi.

Kaleli, sanıklardan Nedim Şener, Ahmet Şık, Sait Çakır, Hanefi Avcı ile hiç tanışmadığını, bir kısmıyla gözaltı sürecinde ve mahkeme salonunda görüştüğünü dile getirerek, şunları söyledi:

”Ben nasıl bir örgüt üyesiyim? Bu nasıl bir örgüttür? Birçoğumuz birbirimizi hiç görmedik, tanımıyoruz bile. Bir telefon tapesinin dışında kanıt yoktur. Sanıkların birçoğunun telefon numaralarını bile bilmiyorum. 5 aylık süreçte sadece sevdiğim gazetecilik mesleğini icra ettim. Ben gözaltından çıkınca Barış Pehlivan’ın altında imzası olan, bütün emeklerimi hiçe sayarak, ‘İklim Bayraktar’ın bizimle alakası yoktur’ diye gazetecilikle alakası olmayan bir yazı yayımladılar. Kendi bildiğim gerçeklerle savunmamı yapıyorum.”

Serbest bırakıldıktan sonra hakkında asılsız haberler çıktığını belirten Kaleli, ”Şu anda gerçekten yapılan suçlamalarla mı bu savunmayı yapma aşamasındayım, yoksa bireysel olarak yaşadığım bir konuyu Soner Yalçın ile konuşmam mı beni bu salona getirdi?” dedi.

‘SANIK DEĞİL, MAĞDURUM’
İklim Ayfer Kaleli, hakkında iftiralar atıldığını belirterek, savunmasını şöyle sürdürdü:

”Beni, Deniz Baykal ile ilgili ortaya birçok iddia atan olay kadın olarak lanse ettiler. Deniz Baykal ile ilgili hiçbir iddiada bulunmadım. Soner Yalçın ile telefonda konuşarak bu bilgiyi onunla paylaştım. Kendisi bu durumu öğrendikten sonra haber yapmamış, üstünü örtmeye çalışmıştı. Konuyu kapattık. Hatta 3-5 dostumla da bu konuyu paylaştım. Onlar da kimseye bahsetmedi kapattı bu konuyu. Birileri kendi mahremiyeti olan bu bilgiyi kasıtlı olarak kullanarak yaydı.

Ben güçsüzüm. Arkamda eşim ve ailemden başka kimse yok. Bu yüzden mi herkesin gücü bana yetiyor? Bunun için bu davanın sanığı değil, mağduru olurum. Nazlı Ilıcak, mağdur olduğunu iddia ederek, onurunun zedelendiğini söylüyor. Peki benim onurumu kim ayaklar altına alıyor? Onur sadece güçlü insanlarda mı var? Gazeteci, savcı, avukat olabilirsiniz. Her şeyden üstün mertebe insan olmaktır. Soner Yalçın ifadesinde benimle ilgili iddia kelimesini kullandı. Ben başıma gelen olayları ona anlattığımda iddia demeden inanarak, hemen kabul ederek, detaylarını öğrenmek istedi. Ben hiçbir şey iddia etmedim. Birileri birilerini yermek için beni figür ettiler. Filler tepişirken çimler ezildi. Bu talihsiz olay telefonda konuşulmasaydı, ben bu davaya konu edilecek miydim bilmiyorum.”

Telefon konuşmalarının kendisini sanık konumuna düşürdüğünü söyleyen Kaleli, lehte olan birçok konuşmanın ek klasörlere konulmadığını iddia etti.

‘BAYKAL İLE İLGİLİ BİR YÖNLENDİRME OLMADI’
Kaleli’nin, ”Dava başladığından beri hiçbir sanık bana ‘Merhaba’ demedi, selam bile vermediler. Salonda soğuk bir hava oluyor. Ağlamaklı hallerim işte bu yüzdendir” demesi üzerine Başkan Ekinci, ”İşte biz de bunu gördüğümüz için böyle bir karar aldık” dedi.

Siyasi parti liderleriyle görüşmesinin sadece haber amaçlı olduğunu aktaran Kaleli, ”Deniz Baykal’a komplo söz konusu olamaz, düşünülmemiştir bile. Odatv’den biri bana asla talimat vermemiştir. Deniz Baykal ile ilgili bir yönlendirme olmamıştır. Buna kanıt bir şey de ek klasörlerde yok. Komplo olması için maddi delil olması gerekiyor” diye konuştu.

Duruşmayı, CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner ile gazeteciler Uğur Dündar ve Ruşen Çakır da izledi

Tatlıses davasında bir tahliye

Cuma, 27 Ocak 2012

Sanatçı İbrahim Tatlıses’e yönelik silahlı saldırıya ilişkin görülen davada, tutuklu sanıklardan Bülent Altun’un tahliyesine karar verildi.

Güncelleme:27 Ocak 2012 02:14

İSTANBUL (A.A)Sanatçı İbrahim Tatlıses’e yönelik silahlı saldırıya ilişkin görülen davada, tutuklu sanıklardan Bülent Altun’un tahliyesine karar verildi.

İstanbul 17. Ağır Ceza mahkemesindeki davada görüşünü açıklayan Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Aksoy, İbrahim Tatlıses’in ifadesinin alınması ve Tatlıses ile Damla Çakıcı’nın kesin sağlık raporlarının istenmesine karar verilmesini talep etti.

Tutuklu sanıklardan Ruşen Mahmutoğlu ve Bülent Altun’un tahliye edilmesini de isteyen savcı Aksoy, diğer sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesini talep etti.

Bunun üzerine duruşmaya bir saat ara veren mahkeme heyeti, aranın ardından tutuklu sanıklardan Bülent Altun’un tahliyesine karar verdi.

TATLISES’İN İFADESİ ANKARA’DA ALINACAK

Mahkemede, sanatçı İbrahim Tatlıses’in talimatla ifadesinin alınması için Ankara özel yetkili mahkemesine yazı yazılmasına hükmedildi.

Diğer tutuklu sanıkların bu hallerinin devamının kararlaştırıldığı mahkemede, duruşma 18, 19 ve 20 Nisan 2012 tarihlerine ertelendi.

Atatürk’e hakaret davasında flaş gelişme

Pazartesi, 16 Ocak 2012

Prof. Yayla hakkında Atatürk için söylediği iddia edilen, ‘İleride bizlere, neden her yerde bu adamın heykelleri var diye soracaklar’ sözleri için verilen ceza bozuldu.

Güncelleme:16 Ocak 2012 07:16

Prof. Dr. Atilla Yayla hakkında, açılan ve Yargıtay 9. Ceza Dairesi’ne gelen davada Yayla hakkında verilen 1 yıl 3 aylık hapis cezası bozuldu. Yayla’nın İzmir’de Ak Parti’nin düzenlediği bir etkinlikte Atatürk için, “Bu adam”, “Kemalizm ilerlemeden çok gerilemeye tekabül etmektedir”, “İleride bizlere, neden her yerde bu adamın heykelleri var diye soracaklar” dediği iddia edilmişti.
Yayla, sözlerinin çarpıtıldığını, Atatürk’ten “bu adam” diye söz etmediğini söylemişti.
Kararda, Yayla’nın etkinlikte kullandığı sözler için “Nezaket aşılsa da hakaret suçu işlenmemiştir” denildi.

18 Kasım 2006’daki etkinlikte Yayla’nın Atatürk’le ilgili yorumları bazı gazetelerde yer aldı. Yayla’nın Atatürk için, “Bu adam”, “Kemalizm ilerlemeden çok gerilemeye tekabül etmektedir”, “İleride bizlere, neden her yerde bu adamın heykelleri var diye soracaklar” gibi ifadeler kullandığı öne sürüldü.

‘Bu adam’ demedim
Gazi Üniversitesi, Yayla’nın derslerine son verirken, İzmir Başsavcılığı, soruşturma başlattı. Soruşturma sonunda Yayla hakkında “Atatürk’ün manevi hatırasına hakaret ettiği” gerekçesiyle dava açıldı. Yayla, haberlerde yer alan ifadeleri kullanmadığını, sözlerin çarpıtılıp hedef haline getirildiğini, eleştirilerinin hakaret gibi sunulduğunu, “Bu adam” ve benzeri ifadelerin kendisine ait olmadığını kaydetti.
Yayla’nın avukatları Murat Dinçer ve Nalan Erkem de etkinliğin ses kaydını, Yayla’nın bildirilerini mahkemeye sundu. Buna rağmen İzmir 8. Asliye Ceza Mahkemesi, Yayla’yı 1 yıl 3 ay hapse mahkûm etti. Ceza, 5 yıl içerisinde suç işlemesi halinde yeniden işleme konulmak kaydıyla ertelendi.

Yargıtay’dan döndü
Temyiz incelemesini kasım ayında yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesi, oybirliğiyle Yayla hakkında verilen kararı bozdu. Kararda, şöyle denildi: “Sanığın suç oluşturduğu iddia ve kabul edilen sözleri söylediğine dair mahkumiyetine yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gibi panel konuşma metni ve sanığın akademisyen kimliği de dikkate alındığında söylediği kabul edilen cümlelerin, nezaket kurallarını zorlamakla birlikte Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret suçunu oluşturmayacağı gözetilmeden beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi yerinde görülmemiştir.”

8 yıl önceydi..

Cumartesi, 07 Ocak 2012

Bu fotoğraf 30 Ağustos 2003 günü, komuta kademesinin devlet mezarlığı ziyareti sırasında çekildi.

Güncelleme:07 Ocak 2012 05:31

Bu fotoğraf 30 Ağustos 2003 günü, komuta kademesinin devlet mezarlığı ziyareti sırasında çekildi. O günden bugüne kadar bu karedeki komutanların biri tanık, diğerleri ‘şüpheli’ olarak ifade verdi. Beşi cezaevine girdi.

PSİKOLOJİK DURUMU İYİ
Silivri’de 5 No’lu L Tipi cezaevine götürülen eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ, geçici olarak bir koğuşa yerleştirildi. İlk sabah peynir, zeytin ve reçelden oluşan kahvaltısını yapan Başbuğ’u kızı Feride ve oğlu Murat ziyaret etti. Çocuklarına üzülmemelerini söyleyen İlker Başbuğ’un avukatı psikolojik durumunun iyi olduğunu açıkladı.

GÖREV SUÇU MU DEĞİL Mİ?
Başbuğ’a savcılık sorgusunda, neden lav silahlarına ‘boru’, irticayla mücadele eylem planına ‘kâğıt parçası’ dediği soruldu. O da “Bunlar TSK’ya moral verme amaçlıydı” dedi. Bu arada Başbuğ’a yönelik suçlamanın görev suçu olup olmadığı ve Yüce Divan’da mı, Özel Yetkili Mahkeme’de mi yargılanacağına ilişkin büyük bir hukuki tartışma başladı.