‘Dünya’ kategorisi için Arşiv

Türkiye’ye karşı dava açmayı engelleyen karar

Pazartesi, 06 Şubat 2012

İtalya’daki mahkemelerde Almanya’ya karşı açılan davaların Adalet Divanı’ndan dönmesi, Ermeni iddiaları nedeniyle farklı ülkelerin mahkemelerinde Türkiye’ye karşı açılacak davalarda emsal olabilir

Güncelleme:06 Şubat 2012 05:15

İtalya’daki mahkemelerde, Almanya’nın 2. Dünya Savaşı döneminde işlediği suçlar nedeniyle açılan davalar Birleşmiş Milletler’in yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı’ndan döndü. Almanya’nın, bir ülkenin yaptığı eylemlerden dolayı, bir başka ülke mahkemesinde dava açılmasının “yargı bağışıklığı” ilkesine aykırı olduğu yönündeki itirazı, Adalet Divanı tarafından kabul edildi. Divan, insanlığa karşı işlenen suçlarda bile usul kurallarının öncelikli olduğuna işaret ederek, bir başka ülkedeki yerel mahkemenin, farklı bir ülkenin eylemlerini yargılayamayacağına hükmetti.

Karara göre, ilerleyen yıllarda Ermeni soykırımı iddiaları nedeniyle farklı ülkelerin mahkemelerinde açılacak davalara karşı Türkiye de aynı gerekçeyle Uluslararası Adalet Divanı’na başvurarak, sonuç alabilecek. Doç. Dr. Kerem Altıparmak, karar için, “Karar, Fransa’daki Ermeni soykırımını inkarı suç sayan yasa nedeniyle açılacak davalarla ilgili değil. Çünkü onlar kendi ülkelerindeki bir eylemi yargılamayı tartışıyorlar. Ancak Ermenilerin 1915’te uğradıkları zararlara karşı başka ülkelerde Türkiye aleyhine dava açmalarının önlenmesi açısından karar büyük önem taşıyor” dedi.
Uluslararası Adalet Divanı, 3 Şubat’ta, sonuçları Türkiye’yi de ilgilendiren önemli bir karara imza attı.

Almanya’nın İtalya itirazı
Almanya, bir süre önce, İtalya’daki yerel mahkemelerde, 2. Dünya Savaşı’nda insanlığa karşı işlenen suçlar nedeniyle açılan davaların hukuka aykırı olduğunu belirterek Divan’a başvurdu. İtalya, Divan’a yaptığı savunmada, şikayet konusu başvuruların, 2. Dünya Savaşı sırasında Alman devleti tarafından yaşam hakkı ihlal edilmiş kişiler ile Almanya’ya zorla götürülmüş ve savaş esiri kategorisine sokulmadan zorla çalıştırılmış kişilerin yakınlarının İtalya’daki mahkemelere başvurusu üzerine açıldığını bildirdi.
İtalya, suçların “insanlığa karşı suç” kategorisinde olması nedeniyle mahkemelerin yargılama yaparak Almanya aleyhinde kararlar verdiğini ifade etti. Almanya ise Yunanistan’da da benzer davalar açıldığını ve mahkemelerin Almanya aleyhine kararlar verdiğini ancak bu kararların uygulanmaması üzerine Yunan vatandaşlarının da İtalya’daki mahkemelere başvurduğunu bildirdi.  İtalya’daki mahkemelerin bu tavrıyla uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirten Almanya, uluslararası hukuka göre oluşturulan fonlarla 2. Dünya Savaşı dönemindeki zararların telafisi için çaba gösterildiğini, bunun dışında yerel mahkemelerin verdiği kararların yargı bağışıklığına aykırı olduğunu kaydetti.

Devlet diğer ülkede yargılanamaz
Divan, 3 Şubat’ta Almanya’nın başvurusunu karara bağladı. İtalya’nın, uluslararası hukukun temel kurallarının ağır biçimde ihlal edilmesinin ve insanlığa karşı suçların yargı bağışıklığı kuralının istisnasını oluşturduğu görüşünü yerinde bulmayan Divan, yargı bağışıklığı kuralının istisnasının olamayacağına hükmetti.
Usul hükümlerinin önemine işaret eden Divan, insanlığa karşı işlenmiş suçlarda bile bir başka devletin eyleminin farklı bir devletin yerel mahkemesinde görüşülemeyeceğini vurguladı.

Türkiye’nin yararına emsal niteliğinde
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Doç. Kerem Altıparmak, kararın bütün ülkeler açısından önem taşıdığını belirterek, Ermenilerin 1915’te uğradıkları zararlar nedeniyle farklı ülkelerde dava açma olasılığı nedeniyle Türkiye açısından ayrıca önemli olduğunu vurguladı. Altıparmak, Türkiye’nin, farklı ülkelerde açılacak olası davalara karşı kararı emsal göstererek Divan’a başvuru yapabileceğini kaydetti. Altıparmak, “Karar, Fransa’daki Ermeni soykırımını inkarı suç sayan yasa nedeniyle açılacak davalarla ilgili değil. Çünkü onlar kendi ülkelerindeki bir eylemi yargılamayı tartışıyorlar.

Ancak, Ermenilerin 1915’te uğradıkları zararlara karşı başka ülkelerde Türkiye aleyhine dava açmalarının önlenmesi açısından karar büyük önem taşıyor” dedi. Buna göre, Türkiye, açılacak olası davalarda, farklı ülkelerin yerel mahkemelerin safdışı bırakılarak konunun uluslararası mahkemeler tarafından görüşülmesi gerektiğini belirtebilecek ya da uluslararası komisyonların konuyu karara bağlamasını isteyebilecek.

Füze kalkanının komutası Ramstein’da

Cumartesi, 04 Şubat 2012

Avrupa’yı füze saldırılarına karşı korumak için geliştirilen, radarlarının Malatya Kürecik’e yerleştirildiği füze kalkanı sistemi Almanya’daki NATO hava üssü Ramstein’dan komuta edilecek.

Güncelleme:04 Şubat 2012 06:42

NATO’nun yeni stratejik konsepti çerçevesinde radarları Malatya’nın Kürecik bölgesine konuşlandırılank füze kalkanı sisteminin düğmesi, Almanya’daki NATO hava üssü Ramstein’da olacak ve bu üs ana karargâh olarak kullanılacak. Hava hareketlerinin tümü ile sistemin kontrolü ise yine Almanya’dai NATO hava üssü Geilenkirchen’den takip edilecek.
Almanya’daki komuta merkezinde bir Türk generali ve ekibinin görev yapacağı ve bu generalin Türkiye adına tam yetkiye sahip olacağı öğrenildi.

Füzenin türüne göre durdurucu

NATO ülkelerinin savunma bakanlarının önceki gün Brüksel’de yaptığı toplantıda, füze kalkanı projesiyle ilgili ayrıntılar, alt kadrolar tarafından ele alındı. Malatya’nın Kürecik bölgesine yerleştirilecek olan füze kalkanlarının düğmesinin, Almanya’daki NATO üssü Ramstein’da bulunacağı açıklandı.
Menzili 3 bin kilometreye kadar olan orta ve uzun menzilli füzelere karşı bir savunma kalkanı olarak tasarlanan ve radarları Malatya’nın Kürecik beldesine yerleştirilen sistem Avrupa’yı hedef alan bir füze ateşlemesi durumunda devreye girecek. Sensörlerin füzeyi havadayken tespit etmesiyle birlikte ‘füze kalkanı’ devreye sokulacak ve Doğu Avrupa’daki çeşitli noktalarla Akdeniz’e yerleştirilen füzesavarlar harekete geçecek. Kullanılacak durdurucu füzenin türü,
tehdit oluşturan füzeye göre belirlenecek.
Kısa menzilli tehditte karada PAC-3 (Patriot), orta menzil için THAAD, denizde orta menzilden itibaren SM-3 füzelerinin çeşitli versiyonları kullanılacak.

Türkiye’nin şartları

Brüksel’deki son görüşmelerde, NATO’nun radar sisteminin Türkiye’ye kurulması konusunda Ankara’nın öne sürdüğü 2 şartın da kabul gördüğü güvencesi verildi. Buna göre sistemin kontrolü yapılacak merkezde Türk subayları da görev alacak. Radarların sağlayacağı istihbaratın ne kadarının diğer ülkelerle paylaşılacağı konusunda Türk makamları bilgilendirilecek. Türkiye’deki radar sisteminin komuta merkezi de Diyarbakır 2’inci Taktik Hava Komutanlığı’nda olacak. Komutanlık, Almanya’daki üsle iletişim ve koordinasyonu sağlayacak.

Füzesavarlar Romanya ve Polonya’da

İlk aşamada Kürecik radarıyla, Akdeniz’deki Uss Monterrey gemisi olası bir füze saldırısına karşı devrede olacak. Karadaki füzesavarların 2015’te Romanya’ya, gelişmiş durdurucuların ise 2018’de Polonya’ya yerleştirilmesi öngörülüyor.

Suriye’de çatışma:200 ölü

Cumartesi, 04 Şubat 2012

Suriye’nin Humus kentinde, güvenlik güçlerinin ateş açması sonucu 200′den fazla kişinin öldüğü, 500 kadar kişinin de yaralandığı bildirildi

Güncelleme:04 Şubat 2012 05:08

Humus Yerel Koordinasyon Komitesi sözcüsü Ebu Abdullah, El Cezire televizyonuna telefonla bağlanarak yaptığı açıklamada, Suriye ordusunun, Humus’un Halidiye mahallesini havan topuna tuttuğunu ve ağır silahlar kullandıklarını belirtti. Müslüman ülkelere seslendiğini kaydeden Abdullah, “Neyi bekliyorsunuz? Burada insanlar ölüyor. Rusya bizden ne istiyor? Arap Birliği neyi bekliyor? Birleşmiş Milletler neyi bekliyor? İnsanlık nerede?” diye tepki gösterdi.

Suriyeli aktivistlerden Halid Ebu Sabah, El Ceziye’ye yaptığı açıklamada, Suriye’de en kanlı gecelerden birisinin yaşandığını, ordunun 300′den fazla havan mermisi ile Halidiye mahallesini bombaladığını aktardı. Yaralı sayısının 700′ü aştığını iddia eden Ebu Sabah, “Evler havan topu ve tank ateşi ile bombalanıyor. İnsanlar ölüyor, çok sayıda yaralı var. Humus kan gölü haline geldi. İnsanlar camileri doldurup Allah’a yalvarıyor. Çünkü bize yardım eden hiçkimse yok. Neden kimse bizim sesimizi duymuyor? İnsanlar nerede? Buna daha ne kadar sessiz kalınacak?” şeklinde duygularını dile getirdi.
Humus’ta yaralılara müdahale etmek için sağlık personelinin yanı sıra tıbbı malzeme eksikliği yaşandığı belirtiliyor.

Mısır’da futbol kavgası sürüyor!

Cuma, 03 Şubat 2012

Mısır’ın Port Said kentinde bir futbol karşılaşmasında çıkan olaylarda 76 kişinin ölümü ardından dün Kahire’de devam eden çatışmalarda yaklaşık 400 kişi yaralandı.

Güncelleme:03 Şubat 2012 05:31

Mısır’da Çarşamba akşamı Port Said kentinde oynanan bir futbol karşılaşmasında çıkan olaylarda 76 kişnin ölümü ardından başkent Kahire’de gerginlik hakim.

Başkentte İçişleri Bakanlığı’na yürüyen binlerce öfkeli kişiyi polis göz yaşartıcı gazla kontrol altına almaya çalıştı. Çıkan çatışmalarda yaklaşık 400 kişi yaralandı.

Olayların ardından, yaşanan şiddetin önlenememesi nedeniyle Port Said Valisi görevinden istifa etmiş kentin emniyet müdürü İssam Samak da görevden alınmıştı.

Başbakan Kemal el Ganzuri, Mısır Futbol Federasyonu yönetim kurulunun da topluca görevden alındığını açıkladı.

Öte yandan, olaylarda yaşamını yitirenlerden bazıları için cenaze törenleri düzenlendi.

Önceki gece son derece gergin bir havada geçen maçta, El Ehli’yi 3-1 mağlup eden El Masri takımı taraftarları sahayı işgal etmişti.

Bazı taraftarların El Ehli takımının oyuncularına saldırmasıyla, gerilim hızla tırmanmış; saha ve tribünler savaş alanına dönüşmüştü.

Perşembe günü boyunca El Ehli ntakımının taraftarları başkent Kahire’de çeşitli eylemler düzenledi.

Ultralar denilen fanatik taraftarlar, polisin gelişmeler karşısında kayıtsız kaldığını, müdahalede bulunulmadığını söylüyor.

Staddaki polis varlığının da her zamankine göre az olduğu ve kalabalığı kontrol etmekte yetersiz kaldığı belirtiliyor.

Futbol-siyaset içiçe

Çatışmalar ardından ülkede üç gün yas ilan edilirken, olaylar nedeniyle acil gündemle toplanan meclis oturumun başında bir dakikalık saygı duruşu düzenledi.

Genel seçimi kazanan Müslüman Kardeşler hareketi, dün geceki olayların ardında “Mübarek rejiminin karanlık elinin” olduğunu söyledi.

Şiddeti ‘şeytanın işi’ diye niteleyen Meclis Başkanı Muhammed Saad el Katatni , Mısır’ın devriminin ‘tehlikede’ olduğunu savundu.

Mısır’da futbol taraftarları genel olarak politize olmuş bir grup ve son derece örgütlüler.

El Ehli taraftarları geçen yıl Mübarek aleyhindeki gösterilerin ön saflarında yer almış, son dönemde askeri konseyin sivil yönetime geçişi hızlandırması için yapılan eylemlerde de etkili olmuştu.

Futbol maçında 74 ölü!

Perşembe, 02 Şubat 2012

Mısır’ın ünlü takımı El Ehli ile Port Said’in El Masri takımları arasında oynanan maçtan sonra seyircinin sahaya inmesi sonucu 74 kişi öldü, binden fazla kişi de yaralandı.

Güncelleme:02 Şubat 2012 07:55

Mısır’ın ünlü takımı El Ehli ile Port Said’in El Masri takımları arasında oynanan maçtan sonra seyircinin sahaya inmesi sonucu 74 kişi öldü, binden fazla kişi de yaralandı. Ülkede yaşanan bu gelişmenin ardından ligler süresiz olarak tatil edildi.

Bir grup taraftar, Port Said Stadı’nı ateşe verirken bazı taraftarlar da olayları stat dışında askeri yönetim aleyhine gösterilere dönüştürdü.

Mısır’dan yayın yapan Modern Sport adlı özel kanalı, yetkililere dayanarak verdiği habere göre, olaylarda ölenlerin sayısının artabileceğini hastaneye kaldırılanlar arasında çok sayıda ağır yaralı bulunduğunu bildirdi.

Yarı resmi El Ahram gazetesi ise konuk takım El Ehli’nin askeri birlikler tarafından stattan çıkarılmaya çalışıldığını ancak takımın hala Pord Said’de olduğunu kaydetti. Şu ana kadar ölenler arasında futbolcu olup olmadığı bilinmiyor. Ancak bazı kaynaklar, yaralılar arasında her iki takımdan da futbolcuların bulunduğunu belirtti.

Pord Said sakinleri, şehir merkezinde askeri birliklerin önlem aldığını, stat çevresinden ise silah seslerinin geldiğini ileri sürerken, Muhalif El Vefd gazetesine göre stattaki güvenlik kuvvetleri olayları bastırmakta yetersiz kaldı ve olaylar stat dışına yayıldı.

TARAFTAR POLİSLE ÇATIŞMAYA BAŞLADI

Öte yandan başkent Kahire’de Zamalek ve İsmailiye takımları arasında oynanacak olan lig maçının Port Said’deki olaylardan sonra iptal edilmesi üzerine taraftarlar, polisle çatışmaya başladı.

Bir grup öfkeli taraftarın stadı ateşe verdiği öğrenildi. Başkent Kahire’de çıkan olaylarda çok sayıda kişinin yaralandığı bildirildi. Mısır’ın resmi Nil televizyonu en az 100 taraftarın yaralanarak hastaneye kaldırıldığını, stat dışında ise yangının sürdüğünü belirtti.

Öte yandan El Ahli taraftarlarının, Port Said’deki olayların intikamını alacağı söyleniyor. Mısır’ın en büyük takımı El Ahli, sıkı Mübarek karşıtı olarak biliniyor.

ÇATIŞMALAR TAPINAK KAPATTIRDI

Öte yandan Luksor kentindeki ünlü “Edfu” tapınağı at arabası ve fayton sahipleri ile bölge esnafı arasında meydana gelen şiddetli çatışmalardan dolayı ziyarete kapatıldı. Mısır’dan yayın yapan özel Mehver televizyonunda yer alan habere göre, tapınak ve çevresinde meydana gelen çatışmalar nedeniyle Edfu Tapınağı bugün turist ziyaretlerine kapatıldı.

Hükümete olayların yatıştırılması için müdahale etmesi çağrısında bulunan Luksor Turizm Odaları Birliği, çatışmaların sürmesi halinde tapınağın kapalı kalacağı ve şu an için günlük 50 bin dolar civarında olan maddi zararın daha büyük miktarlara ulaşacağı uyarısında bulundu.

Mısır’ın güneyinde bulunan Luksor kenti yakınlarındaki Edfu tapınağı Mısır’da antik dönemden kalan ve yapı olarak en iyi korunan tapınaklar arasında gösteriliyor.

MÜSLÜMAN KARDEŞLER’DEN AÇIKLAMA

Mısır’ın en büyük siyasi oluşumlarından Müslüman Kardeşler Örgütü olaylardan polisi ve orduyu sorumlu tuttu.

Müslüman Kardeşler Örgütünin resmi sözcüsü Dr. Mahmud Gazlan, “Ülkede ciddi bir güvenlik sorunu var. Maç sonrası yaşanan olaylar, tamamen organize ve planlı eylemlerdir. Mübarek döneminden kalma üst düzey polis yetkilileri ve askerler, devrimi yapan halkı cezalandırıyor” dedi.

Mısır’da sandıktan birinci parti çıkan Müslüman Kardeşler’e bağlı Özgürlük ve Adalet Partisi’nin (ÖAP) başkan yardımcısı İssam El Aryan da konuya ilişkin açıklamasında, olayın bir komplo olduğuna işaret etti. Aryan, “Bu, korkunç bir olay. Asker ve polisten kaynaklanan ciddi bir ihmal söz konusu” diye konuştu.

“21 Mart’ta Kürt devleti ilan edilebilir”

Perşembe, 02 Şubat 2012

ABD’nin askerlerini Irak’tan çekmesi sonrası ülkede siyasi belirsizlik sürerken Kuzey Irak’taki Bölgesel Kürt Yönetimi’nden bağımsızlık iddiaları geliyor.

Güncelleme:02 Şubat 2012 08:58

Irak Haber Ajansı’na göre, Kuzey Irak’ta 21 Mart’ta yani Nevruz’da bağımsız Kürt devleti ilan edilebilir.

Irak Haber Ajansı “El Nexil” ve “Avesta-Kurd” adlı internet sitesi, Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’nin Irak Devlet Başkanı Celal Talabani’yi ikna ettiğini, 21 Mart günü de Kürt devletini ilan etmeye hazırlandığını iddia etti.

Çıkan haberlere göre, Fransa ve İngiltere net olmasa da birçok Avrupa ülkesi bağımsız Kürt devletini destekliyor.

ABD bölgesel yönetimi bağımsızlık ilanı için hazır görmüyor, Türkiye ile ise razı edilmek üzere görüşmeler yapılıyor.

ABD’den PKK’ya narkotik darbe

Perşembe, 02 Şubat 2012

ABD Hazine Bakanlığı, uyuşturucu ticareti yapan PKK mensuplarını ‘Seçili Narkotik Tacirleri’ listesine aldı. Listedeki isimlerin ABD’deki mal varlıkları da donduruldu.

ABD, Avrupa’da uyuşturucu ticareti yapan terör örgütü PKK’ya savaş açtı.

PKK’nın Kandil sefaleti görüntüleri

Örgüt bağlantılı kişilere yaptırım kararı alan ABD Hazine Bakanlığı, yaptığı yazılı açıklamada Moldova’da yaşayan Zeyneddin Geleri, Çerkez Akbulut ve Ömer Boztepe isimli kişilerin PKK ve Kongra-gel adına uyuşturucu ticareti yaptığını açıkladı.

Bu isimlerin ABD’deki mal varlıklarını donduran bakanlık, ABD’li kişi ve firmaların da bu kişilerle mali ilişkiye girmesini yasakladı.

ABD Hazine Bakanlığı Yabancı Mal Kontrol Ofisi (OFAC), Moldova’da ikamet eden Zeyneddin Geleri, Çerkez Akbulut ve Ömer Boztepe’yi terör örgütü Kürdistan İşçi Partisi veya Kongra-Gel olarak da bilinen PKK adına faaliyetlerinden dolayı Özel Olarak Belirlenmiş Uyuşturucu Kaçakçısı (SDNT) olarak ilan etti.

ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’nin de yayımladığı ABD Hazine Bakanlığı açıklamasına göre, Bakanlığa bağlı Yabancı Mal Kontrol Ofisi (OFAC) Moldova’da ikamet eden şahıslar Zeyneddin Geleri, Çerkez Akbulut ve Ömer Boztepe’yi terör örgütü PKK adına faaliyetlerinden dolayı Özel Olarak Belirlenmiş Uyuşturucu Kaçakçısı (SDNT) olarak ilan etti.

OFAC ayrıca Ömer Geleri ve Romanya’da yerleşik üç şirket hakkında da Zeyneddin Geleri’yle olan bağları ve/veya etkinliklerinden dolayı aynı duyuruyu yaptı.

İLK KARAR

ABD Hazine Bakanlığı’nın bugünkü duyurusunun, Yabancı Narkotik Elebaşıları Belirleme Yasası (Kingpin Act) gereğince Avrupa’da PKK adına faaliyet gösteren şahıslara ait veya onlar tarafından kontrol edilen varlıklar hakkında verilen ilk karar olduğu belirtiliyor.

Bu karar gereğince ABD vatandaşlarının bu şahıslarla finansal ve ticari işlemler yürütmesi yasaklanmış ve şahısların ABD yargı yetkisi bölgesi içinde bulunabilecek bütün mal varlıkları dondurulmuş olduğu bildirildi.

OFAC Direktörü Adam J. Szubin’in karar hakkında şunları söylediği bildirildi:

“Bu karar uluslararası uyuşturucu ticaretinin dünya genelinde terörizmin finansmanı açısından oynadığı önemli role dikkat çekmektedir ve ABD ve müttefiklerinin ulusal güvenliğini tehdit eden yasadışı faaliyetlere bulaşanlar için uyarı niteliği taşımalıdır.”

Duyuruya göre, Zeyneddin Geleri, PKK’nın yüksek kademelerdeki bir mensubu ve Avrupa çapında yasadışı faaliyetler yürütmek amacıyla ithalat ve ihracat şirketlerini kullanan Romanya merkezli uyuşturucu kaçakçılığı yapan bir firmanın üyesi olarak biliniyor.

Geleri’nin ayrıca 2008′in Mart ayında 8.8 milyon dolar değerinde 199 kilo eroin ele geçirilmesiyle ilgili olarak Moldova polisi tarafından aranan ve Cernit Murat olarak da bilinen PKK eylemcisi Çerkez Akbulut’la suç ortaklığı yaptığından şüpheleniliyor.

Akbulut’un da Moldova’da PKK’ya destek amaçlı para toplama işinden sorumlu bir PKK eylemcisi olduğu belirtiliyor. Ömer Boztepe’nin ise PKK için faaliyetlerde bulunmakta olduğu ve uyuşturucu kaçakçılığına bulaştığı gerekçesiyle 12 yıl hapse mahkum edildiği için halihazırda kaçak durumunda olduğu bildiriliyor.

OBAMA 2008′DE AÇIKLAMIŞTI

ABD Başkanı Barack Obama 2008 yılının Mayıs ayında Elebaşı Yasası gereğince uyuşturucu ve esrar üretimi, taşımacılığı ve kaçakçılığı için 20 yıldır Avrupa yapılanmasını kullanan PKK’yı belli başlı yabancı uyuşturucu kaçakçısı olarak adlandırmıştı.

ABD Hazine Bakanlığı aynı yasa gereğince 14 Ekim 2009 ve 20 Nisan 2011 tarihlerinde toplam sekiz PKK liderini uyuşturucu kaçakçısı olarak ilan etmişti. Açıklamada, uyuşturucu kaçakçılığının PKK’nın en karlı suç faaliyetleri arasında olup, örgüt silah ve malzeme temini için bu yasadışı süreçleri kullandığı belirtiliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı 1997 yılında PKK’yı Yabancı Terörist Örgüt ve 2001 yılında da 13224 sayılı Başkanlık Kararı uyarınca Özel Olarak Belirlenmiş Küresel Terörist olarak ilan etmişti.

10 YIL HAPİS

ABD Hazine Bakanlığı açıklamasında şunlar da kaydedildi:

“Bugünkü karar Elebaşı Yasası uyarınca belli başlı yabancı uyuşturucu kaçakçıları ve dünya genelindeki örgütlerine karşı halen devam etmekte olan finansal önlemler uygulama çabalarının bir parçasıdır. Bu soruşturmada OFAC Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi (DEA) ve özellikle DEA’nın Viyana Ülke Ofisi ile yakın çalışma içinde olmuştur. Haziran 2000 tarihinden bu yana ABD Hazine Bakanlığı Elebaşı Yasası uyarınca binden fazla şahıs ve varlık hakkında duyuru yapmıştır. Elebaşı Yasası’nı ihlal cezaları ihlal başına 1.075 milyon dolara kadar çıkabilen sivil cezalardan daha ağır kriminal cezalara kadar uzanabilir. Kurum yetkilileri için 30 yıla kadar hapis ve 5 milyon dolara kadar varan kriminal cezalar söz konusudur. Kurumlar için kriminal cezalar 10 milyon dolara kadar çıkabilir. Diğer şahıslar Elebaşı Yasası’nın kriminal ihlali sebebiyle Birleşik Devletler Kanunnamesi Başlık 18 gereğince 10 yıla kadar hapis ve diğer cezalara çarptırılabilir.”

 

 

Merkel Erdoğan’dan esinlendi

Salı, 31 Ocak 2012

Angela Merkel, işsizliği azaltmak için Başbakan Erdoğan’ın formülünü önerdi. “Euro Bölgesi’nde 23 milyon şirket var. İşsiz sayısı da 23 milyon. Her şirket 1 kişiyi işe alsa işsizlik biter” dedi.

Güncelleme:31 Ocak 2012 06:49

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Nisan 2010’da “TOBB’un her bir üyesi 1 kişiyi işe alsa işsizlik büyük ölçüde azalır” demişti.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Euro Bölgesi’nden 23 milyona tırmanan işsizliği sona erdirecek formül için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan esinlendi. Merkel, “Euro Bölgesi’nde 23 milyon şirket var. İşsiz sayısı da 23 milyon kişi. Her şirket 1 kişi işe alsa Euro Bölgesi’nde işsiz kalmaz” dedi.

Vatan gazetesinin haberine göre, işsizliği bitirecek formülü ilk kez geçen hafta Davos’ta yapılan Dünya Ekonomik Forumu’nda açıklayan Merkel, dün yapılan Avrupalı liderler zirvesinde de aynı formülü tekrarladı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da Nisan 2010’da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) üyelerinin her birinin birer kişiyi işe alması halinde işsizlik oranının 3 puan düşeceğini söylemişti.

17 ülkeden oluşan Euro Bölgesi’nde işsizlik yüzde 10.3 seviyesinde bulunuyor. Avrupalı liderler, işsizliğin yükselmeye devam etmesi durumunda yaşanan ekonomik krizin daha da derinleşmesinden korkuyor.

SADECE KEMER SIKMA YETMEZ
Merkel, Euro Bölgesi ’ndeki krizin aşılabilmesi için tüm ülkelerin koordinasyon içinde olması gerektiğini ifade ederek şunları söyledi: “Euro Bölgesi olarak dünyadaki toplam milli gelirin yüzde 20’sine sahibiz. Dünya nüfusundaki payımız ise yüzde 7. Sadece kemer sıkma önlemleri ile bu krizi aşamayız. Bizim işsizliği azaltmak için temel yapısal reformlara imza atmamız gerekiyor. Euro Bölgesi’nde 23 milyon şirket var. İşsiz sayısı da 23 milyon. Yapısal reformlara hız vermeyip daha rekabetçi duruma gelemezsek Avrupa sadece tatil yapacaklar için ideal bir bölge olur.”

AVRUPA’DA İŞSİZLİK TIRMANIŞTA
Avrupa’da yaşanan ekonomik kriz nedeniyle işsizlik her geçen gün artıyor. Ülkelerin açıkladıkları son verileri göre, Avrupa’da en yüksek işsizlik oranı yüzde 22.9 ile İspanya’da bulunuyor. İspanya’yı zor günler geçiren Yunanistan takip ediyor. Yunanistan’da işsizlik oranı yüzde 18.8 civarında. Litvanya, Letonya, İrlanda, Slovakya ve Portekiz en yüksek işsizliğin olduğu diğer ülkeler olarak sıralanıyor.

İşsizlik oranı 24 yaşın altındakileri kapsayan genç nüfusta ise bir çok ülkede yüzde 20’nin üzerinde. 2007-2011 dönemine bakıldığında genç nüfusta işsizlik oranının en fazla arttığı ülkeler borç krizinin pençesindeki ülkelerin olduğu görülüyor. İspanya’da 2007 yılında yüzde 18.20 olan genç nüfustaki işsizlik oranı yüzde 45.77’ye tırmanmış durumda. Sözkonusu oran Yunanistan’da yüzde 22.90’dan yüzde 41.35’e ulaştı. İtalya’da genç nüfusun yüzde 28.50’si, Macaristan’da yüzde 25.55’i, Polonya‘da yüzde 25.65’i işsiz.

ERDOĞAN NE DEMİŞTİ?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Nisan 2010’da TOBB üyelerinin her birinin birer kişiyi işe alması halinde işsizlik oranının büyük olçüde düşeceğini ifade ederek şunları söylemişti: “Kendilerine ben şunu da söylüyorum; her şey bu malum kaynaklarla yürümemeli. Eğer TOBB ‘Benim 1 milyon 300 bin üyem var’ diyorsa, biz diyoruz ki ‘Siz birer kişi ilave alsanız, ortalama istihdam etseniz bu üyelerinizi batırır mı? Hayır batırmaz. Batırmayacağına göre birer kişi istihdam edin. Birer kişi istihdam ettiği anda, 1 milyon 300 bin kişinin veya 1.5 milyon kişinin istihdam alanına girdiği anda işsizlik oranını nereye getireceğini tasavvur edin. 3 puana yakın düşüş oluyor. 10 puana otomatikman inmiş oluyorsunuz. Bir de TESK’te yapacağımız yeni düzenlemelerle attığımız adımları düşündüğünüzde zaten onun altına düşeriz.”

“İsrail bu yıl İran’ı vurur”

Pazartesi, 30 Ocak 2012

İsrailli ünlü gazeteci Ronen Bergman, ülkesinin siyasi ve askeri kulislerine daldı.

Güncelleme:30 Ocak 2012 07:26

Uluslararası toplumun yıllardır en önemli gündem maddelerinden biri olan İran’ın nükleer programını durdurmak için İsrail’in bu yıl operasyon gerçekleştireceği öne sürüldü. ABD’de yayımlanan dünyanın en etkili gazetelerinden New York Times’ın pazar eki ‘NYT Magazine’ için İsrail hükümetinin, ordusunun ve istihbarat teşkilatlarının en üst düzey yetkilileriyle görüşen araştırmacı gazeteci Ronen Bergman, “İsrail İran’a 2012 içerisinde kesinlikle saldıracak” yorumunu yaptı.

Saldırı için 3 kilit soru
İran’ın nükleer kapasitesini barışçıl amaçlarla geliştirdiğine inanmayan İsrail, İran’ın nükleer silah elde etmesini ‘varlığına tehdit’ olarak değerlendiriyor. Her ne kadar İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine saldırı düzenlemesi kuvvetli bir ihtimal olarak görülse de Bergman’ın makalesinin farklılığı ve önemi en üst düzey İsrailli yetkililerle yakın temaslardan yola çıkılarak kaleme alınması. Bergman’a göre saldırı kararının alınma aşamasında Savunma Bakanı Ehud Barak, kilit önemdeki şu 3 sorunun yanıtlarına göre hareket edecek:

1. İran’ın nükleer tesislerine İsrail’in ciddi zarar vererek programı geriye götürecek gücü var mı? Kaçınılmaz karşı saldırıyı İsrail halkı ve ordusu kaldırabilir mi?
2. İsrail saldırıyı gerçekleştirmek için özellikle ABD’nin açık ve zımni desteğine sahip mi?
3. İran’ın oluşturduğu nükleer tehdidi sınırlamak için bütün diğer olasılıklar tüketildi mi? Eğer geri dönüşü olmayan noktaya gelindiyse, bu saldırı için son şans mı?

9 ay kalmış olabilir
Bergman’a göre başkanlık seçimlerinin arifesindeki ABD’yle İsrail arasında İran’a karşı izlenecek politikadaki anlaşmazlığın başta gelen nedenlerinden biri ‘dönülmez noktanın’ tarihi. Barak, İran’ın 9 ay içerisinde nükleer çalışmalarının geleceği noktanın ‘dokunulmazlık’ sağlayacağını ve o aşamadan sonra İran’ın programını ‘yolundan saptırmanın imkansız olduğunu’ öne sürüyor. ABD’ye göre ise patlayıcıların üretilip menzili İsrail’e ulaşabilen Şahap 3 füzelerine başlık olarak takılabilecekleri zamana daha 15 ay var.

ABD-İsrail arasında güven krizi
Kulislerde ABD’nin İsrail’e ‘sonsuz bir güven duymadığı’ konuşuluyor. Bergman 2009 tarihli ABD’ye bir bilgi notunda “İsrail’in İran’ın 2012’de nükleer cephaneye sahip olacağına inanıp inanmadıkları belirsiz. ABD’nin harekete geçmesi için en kötü senaryoyu kullanıyor olabilirler” ifadesine dikkat çekiyor. Fakat CIA’in ve Batılı istihbarat servislerinin zamanla İsrail görüşlerine yakınlaştığı biliniyor.
Öte yandan İsrail’in askeri saldırıyla nükleer tesislere ne kadar zarar verebileceği de büyük bir soru işareti. Bergman’ın konuştuğu üst düzey bazı yetkililer İsrail’in programı 3-5 yıl geriye götürecek güce sahip olduğunu öne sürerken istihbarat teşkilatı Mossad’ın emektar isimlerinden Rafi Eitan bu görüşün gerçekçi olmadığını söyledi.

Aylardan ocak ve Sarkozy yine atakta

Pazartesi, 30 Ocak 2012

Anketler Cumhurbaşkanlığı için Sosyalist aday Hollande’ı önde gösteriyor ancak, 5 yıl önce bu ayda durum aynıydı ama ipi göğüsleyen Sarkozy olmuştu.

Güncelleme:30 Ocak 2012 02:27

Ermeni iddilarının inkarını suç sayan yasa nedeniyle Türkiye’de gözlerin çevrildiği Fransa, nisan ayı sonunda Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunu yaşayacak.

Sosyalist aday François Hollande anketlerde önde görülürken, Sarkozy’nin aradaki farkı kapattığı yorumları yapılıyor.

Bu gelişmenin, Sarkozy adına sembolik önemi olan ocak ayına denk gelmesi dikkat çekici. Dün 57 yaşını dolduran Sarkozy, 2007’deki seçimler öncesi de yine bu tarihlerde gerideydi ancak 3 aylık kampanya sonrası cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmayı başardı.

Fransa’da, Sarkozy’nin benzer bir strateji izlediği yorumları yapılırken, ülke, Sarkozy’nin bugün 8 ayrı televizyon kanalından aynı anda yayınlanan konuşmasına kilitlendi.

Henüz resmi olarak adaylığını açıklamasa da ve bu açıklamanın Şubat ayı sonundan önce olması beklenmese de, Sarozy ekranlara Fransız sağının doğal adayı olarak çıktı.

8 ayrı televizyon kanalından yayın ise muhalefetin tepkisini çekti. Fransız siyaset ve televizyon tarihinde bir ilk olan bu durum karşısında, Fransa Radyo Televizyon Üst Kurulu, bu geceki sürenin Sarkozy’nin adaylığı sürecinde ekranlardaki konuşma süresinden kesileceğini açıkladı.

Öte yandan Sarkozy’nin ekonomi odaklı konuşması, siyasi gözlemciler ve medya tarafından, adaylık yolunda ilk somut adım olarak değerlendirildi.

SARKOZY NE DEDİ?
Televizyon programında gazetecilerin ısrarlı sorularına karşı Sarkozy, tekrar aday olacağını söylemekten kaçındı ve zamanı geldiğinde bunu açıklayacağını bildirdi.

Euro bölgesi borç kriziyle ilgili olarak Sarkozy, Avrupa’da durumun ”yatıştığını” ve ”istikrarlı” bir hale geldiğini iddia ederek, ”Avrupa artık uçurumun kenarında değil”diye konuştu.

Fransa’da ekonomik durumun daha iyi gittiğini ileri süren Sarkozy, ülkede bütçe açığının gayri safi milli hasılaya oranının 2011 yılında beklenenden daha iyi olduğunu belirterek, bu oranın yüzde 5,7 yerine 5,4 veya 5,3 olacağını söyledi.

Sarkozy, sosyal korumanın artırılmasının mali faturasını karşılayabilmek için KDV oranını artıracağını bildirdi.

Rekabet gücünü artırmak için şirketlerin üzerindeki yükü azalmak istediklerini kaydeden Sarkozy, şirketlerin ödedikleri kesintilerin düşürülmesini, KDV oranını yüzde 1,6 oranında artırarak karşılayacaklarını söyledi.

Sarkozy, hedeflerini ekonomik büyümeyi tekrar canlandırmak olduğunu ifade etti.

Seçimler öncesi popülaritesini tekrar artırmak isteyen Sarkozy, daha önce de gündeme getirdiği gibi Fransa’da Ağustos ayından itibaren mali ve ticari işlemlerden yüzde 0,1 oranında vergi kesileceğini belirtti.