Eylül 2010 için Arşiv

ÖSYM Başkanı istifa etti

Salı, 28 Eylül 2010

KPSSde kopya çekildiğinin ortaya çıkmasının ardından ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağan görevinden istifa etti.

ALKIŞLARLA UĞURLANDI
KPSS SKANDALI ÖNCEDEN İHBAR EDİLMİŞ
ÖSYMDE 9 KİŞİ GÖREVDEN ALINDI
YARIMAĞAN BÖYLE UĞURLANDI / Foto Galeri
KPSSde 350 kişinin tam puan alması üzerine kopya iddiaları gündeme gelmişti. Eğitim Bilimleri Testi iptal edilirken, öğretmen atamaları da ertelendi. Kopya iddiaları sonrasında eleştirilen Yarımağan’ın görev süresi Aralık ayında sona erecekti ancak Yarımağanın KPSS’de kopya skandalının ortaya çıkmasından sonra soruşturmanın ardından istifa edeceğini açıklamasına rağmen bugün istifa kararı vermesi “sürpriz” olarak yorumlandı.
Emekli olacağım

ÖSYM Başkanlığından istifa eden Prof. Dr. Ünal Yarımağan, istifasıyla ilgili olarak Koşullar böyle gerektirdi. Başkanlıktan ayrılmam gerekti. Emekli olacağım. Birkaç gün izin alacağım, peşinden emekli olacağım. Torunum var, torunumla ilgileneceğim. Bahçeyle ilgileneceğim şeklinde konuştu.
İstifanın perde arkası

Yarımağan, dün akşam saatlerinde YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan ile görüştükten sonra istifasını netleştirdi.
Yarımağan, bugün istifa dilekçesini hazırlayarak, YÖKe sunduktan sonra ÖSYM çalışanlarıyla bir toplantı yaparak, istifa kararını açıkladı.
Üzüntülü geçen toplantıda bazı çalışanların gözyaşlarını tutamadığı öğrenildi.
Öte yandan, ÖSYMde bazı görevden almalar olabileceği öğrenildi.
Prosedüre göre, ÖSYM Başkanlığına YÖK Başkanı atama yapıyor.
6 yıldır görevini sürdürüyordu
ÖSYM Başkanlığından istifa eden Prof. Dr. Ünal Yarımağan, 6 yıldır bu görevi sürdürüyordu.
Alınan bilgiye göre, Prof. Dr. Yarımağan, kurulduğu 1974 yılından bu yana ÖSYMde çeşitli görevlerde bulundu ve Ekim 2004 yılında başkanlığa getirildi.
1942 de Kiliste doğan Ünal Yarımağan, 1962 yılında Galatasaray Lisesini bitirdikten sonra yüksek öğrenimini Fransada sürdürdü ve elektronik yüksek mühendisi diplomasını aldı.
1970-77 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Bilgi İşlem Merkezinde proje koordinatörü olarak görev yapan Yarımağan, 1983 yılında bilişim sistemleri dalında doçentlik unvanı aldı ve 1989 yılında bilgisayar bilimleri anabilim dalında profesörlüğe yükseldi.
Ünal Yarımağan, 1977 yılından itibaren çalıştığı Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünde 1991-2003de bölüm başkanlığını yürüttü.
Yarımağan, üniversitesi adına birçok kamu kuruluşunda bilişim projesine katıldı.
Atama vekaleten yapılacak
YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağanın istifasını kendilerine sunduğunu belirterek, “ÖSYMye en kısa sürede vekaleten bir atama yapacağız. Atama yapacağımız kişi ÖSYM dışından olacak ve görevini bu yıl sonuna kadar sürdürecek. Bu arada, ertelediğimiz 12 sınav ile iptal ettiğimiz KPSS Eğitim Bilimleri Sınavı yapılacak” dedi. Özcan, ÖSYMde, mevcut soruşturmalar sonuçlanıncaya, soruşturmanın selameti açısından görevden almalar olacağını bildirdi.
Prof. Özcan, son gelişmeler nedeniyle Yarımağanın yaşadığı sıkıntılardan dolayı istifa etmiş olabileceğini belirtti.
Özcan, “ÖSYM Başkanı ile dün yaptığımız görüşmede bu konu gündeme geldi mi?” sorusuna, “Hayır, dün akşam bu konu gündeme gelmedi. Dün akşam sınavları nasıl yapacağımızı konuştuk. Onun için geldi buraya. ÖSYMdeki çalışanların morali düşük dedi. Sonra biz de düşünmeye başladık, böyle morali düşük bir örgütle nasıl 12 tane sınav yaparız diye. Onları konuştuk hocayla. Ne yapalım, ne edelim diye konuştuk. 37 yıllık tecrübesi var” diye yanıt verdi.
Özcan, ÖSYMyi yeniden yapılandıracaklarını, bu kapsamda daha önce Milli Eğitim Bakanlığına sundukları kanun taslağını geri çekerek, üzerinde çalışacaklarını ve yeni bir yapıya kavuşturacaklarını söyledi. Özcan, kanun taslağının Meclis açıldıktan sonra en kısa sürede gündeme getirileceğini kaydetti.
Yusuf Ziya Özcan, KPSS Eğitim Bilimleri sınavına başvuru alınmayacağını, eski başvuruların geçerli olacağını bildirdi.
 
 

ÖSYM Başkanı istifa etti

Salı, 28 Eylül 2010

KPSSde kopya çekildiğinin ortaya çıkmasının ardından ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağan görevinden istifa etti.

ALKIŞLARLA UĞURLANDI
KPSS SKANDALI ÖNCEDEN İHBAR EDİLMİŞ
ÖSYMDE 9 KİŞİ GÖREVDEN ALINDI
YARIMAĞAN BÖYLE UĞURLANDI / Foto Galeri
KPSSde 350 kişinin tam puan alması üzerine kopya iddiaları gündeme gelmişti. Eğitim Bilimleri Testi iptal edilirken, öğretmen atamaları da ertelendi. Kopya iddiaları sonrasında eleştirilen Yarımağan’ın görev süresi Aralık ayında sona erecekti ancak Yarımağanın KPSS’de kopya skandalının ortaya çıkmasından sonra soruşturmanın ardından istifa edeceğini açıklamasına rağmen bugün istifa kararı vermesi “sürpriz” olarak yorumlandı.
Emekli olacağım

ÖSYM Başkanlığından istifa eden Prof. Dr. Ünal Yarımağan, istifasıyla ilgili olarak Koşullar böyle gerektirdi. Başkanlıktan ayrılmam gerekti. Emekli olacağım. Birkaç gün izin alacağım, peşinden emekli olacağım. Torunum var, torunumla ilgileneceğim. Bahçeyle ilgileneceğim şeklinde konuştu.
İstifanın perde arkası

Yarımağan, dün akşam saatlerinde YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan ile görüştükten sonra istifasını netleştirdi.
Yarımağan, bugün istifa dilekçesini hazırlayarak, YÖKe sunduktan sonra ÖSYM çalışanlarıyla bir toplantı yaparak, istifa kararını açıkladı.
Üzüntülü geçen toplantıda bazı çalışanların gözyaşlarını tutamadığı öğrenildi.
Öte yandan, ÖSYMde bazı görevden almalar olabileceği öğrenildi.
Prosedüre göre, ÖSYM Başkanlığına YÖK Başkanı atama yapıyor.
6 yıldır görevini sürdürüyordu
ÖSYM Başkanlığından istifa eden Prof. Dr. Ünal Yarımağan, 6 yıldır bu görevi sürdürüyordu.
Alınan bilgiye göre, Prof. Dr. Yarımağan, kurulduğu 1974 yılından bu yana ÖSYMde çeşitli görevlerde bulundu ve Ekim 2004 yılında başkanlığa getirildi.
1942 de Kiliste doğan Ünal Yarımağan, 1962 yılında Galatasaray Lisesini bitirdikten sonra yüksek öğrenimini Fransada sürdürdü ve elektronik yüksek mühendisi diplomasını aldı.
1970-77 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Bilgi İşlem Merkezinde proje koordinatörü olarak görev yapan Yarımağan, 1983 yılında bilişim sistemleri dalında doçentlik unvanı aldı ve 1989 yılında bilgisayar bilimleri anabilim dalında profesörlüğe yükseldi.
Ünal Yarımağan, 1977 yılından itibaren çalıştığı Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünde 1991-2003de bölüm başkanlığını yürüttü.
Yarımağan, üniversitesi adına birçok kamu kuruluşunda bilişim projesine katıldı.
Atama vekaleten yapılacak
YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağanın istifasını kendilerine sunduğunu belirterek, “ÖSYMye en kısa sürede vekaleten bir atama yapacağız. Atama yapacağımız kişi ÖSYM dışından olacak ve görevini bu yıl sonuna kadar sürdürecek. Bu arada, ertelediğimiz 12 sınav ile iptal ettiğimiz KPSS Eğitim Bilimleri Sınavı yapılacak” dedi. Özcan, ÖSYMde, mevcut soruşturmalar sonuçlanıncaya, soruşturmanın selameti açısından görevden almalar olacağını bildirdi.
Prof. Özcan, son gelişmeler nedeniyle Yarımağanın yaşadığı sıkıntılardan dolayı istifa etmiş olabileceğini belirtti.
Özcan, “ÖSYM Başkanı ile dün yaptığımız görüşmede bu konu gündeme geldi mi?” sorusuna, “Hayır, dün akşam bu konu gündeme gelmedi. Dün akşam sınavları nasıl yapacağımızı konuştuk. Onun için geldi buraya. ÖSYMdeki çalışanların morali düşük dedi. Sonra biz de düşünmeye başladık, böyle morali düşük bir örgütle nasıl 12 tane sınav yaparız diye. Onları konuştuk hocayla. Ne yapalım, ne edelim diye konuştuk. 37 yıllık tecrübesi var” diye yanıt verdi.
Özcan, ÖSYMyi yeniden yapılandıracaklarını, bu kapsamda daha önce Milli Eğitim Bakanlığına sundukları kanun taslağını geri çekerek, üzerinde çalışacaklarını ve yeni bir yapıya kavuşturacaklarını söyledi. Özcan, kanun taslağının Meclis açıldıktan sonra en kısa sürede gündeme getirileceğini kaydetti.
Yusuf Ziya Özcan, KPSS Eğitim Bilimleri sınavına başvuru alınmayacağını, eski başvuruların geçerli olacağını bildirdi.
 
 

Artık kimliklerine Hıristiyan yazdırıyorlar

Salı, 28 Eylül 2010

Türkiye Ermenileri Patrikliği Patrik Genel Vekili Aram Ateşyan’ın ‘Müslüman’ olan yeğenleri, 4 ay önce nüfus cüzdanlarına Hıristiyan yazdırdılar.

Akdamar’daki ayini yönetmek için Van’a gelen dayıları Ateşyan’ı ziyaret eden Mesure Kaplan ve Cihan Beskisiz kardeşler, vaftiz olmak için Diyarbakır Surp Giragos Kilisesi restorasyonunun bitmesini bekliyor.YILLARDIR komşularının ya da iş arkadaşlarının büyük bir bölümü, onları ‘Müslüman Kürt’ olarak kabul etti; çok az kimse, “Ermeni” kökenli olduklarını biliyordu. Bilenlerin çoğu da Hıristiyan kökenlerini görmezlikten geliyordu.Oysa, onlar yıllarca ‘gizli’ Ermeni olarak yaşamlarını sürdürmek zorunda kaldılar. Nüfus cüzdanlarında ‘Müslüman’, kalplerinde ise ‘Hıristiyan’ yazıyor, kendi aralarında evleniyorlardı. Ancak, son 1 yıldır ana dinlerine, ana kimliklerine dönmeye başladılar. Özellikle 1950 sonrası artan ‘mahalle baskısı’ sonucu dinlerini değiştirmek zorunda kalan Ermeni ailelerinin çocukları, artık kimliklerine ‘Hıristiyan’ yazdırıyor.Ateşyan’ın yeğenleriBu geri dönüşü yaşayan ailelerden biri de Türkiye Ermenileri Patrikliği Patrik Genel Vekili Aram Ateşyan’ın ablasının torunları 33 yaşındaki Mesure Kaplan ve 28 yaşındaki Cihan Beskisiz. Mesure, kendisi gibi uzun süre Ermeni kimliğini saklamak zorunda kalan eşi Kudbettin Kaplan, 5 yaşındaki oğlu Mardik ve erkek kardeşi Cihan’la birlikte önceki gün Akdamar’daki ayini yönetmek için Van’a gelen dayıları Ateşyan’ı ziyaret etti. 4 ay önce nüfus cüzdanlarını değiştirerek Hıristiyan/ Ermeni kimliklerini resmileştiren Mesure ve Cihan kardeşler, vaftiz olmak için ise Diyarbakır Surp Giragos Kilisesi’ndeki restorasyonun tamamlanmasını bekliyor. Vaftiz törenini de dayıları Ateşyan’ın yapmasını istiyorlar. Mesure, dayısı Ateşyan’ın önerdiği ‘sevimli’ anlamına gelen ‘Sirun’ ismini kabul etti. Cihan ise bir süredir ‘kral’ anlamına gelen ‘Baret’ ismini kullanıyor. Aile içinde Ermeni’ydikBulundukları çevreye uyum sağlamak zorunda olduklarını belirten Mesure Kaplan şöyle konuşuyor: “Müslüman komşularımızın, iş arkadaşlarımızın arasında bir Müslüman gibi davrandık. Hatta, davranışlarımızla Müslüman pek çok komşumuzdan daha Müslüman olduğumuzu bile söyleyebilirim. Yoksa aile içinde ve bizim gibi olanlar arasında her zaman Ermeni kimliğimizi korumaya çalıştık. Dinin gereklerini yerine getirmiyor ya da getiremiyorduk ama hepimiz Ermeni olduğumuzu biliyorduk. Annem ‘Seni kesinlikle Müslüman biriyle evlendiremem, ona göre’ diye uyarırdı.” Baskıyla dinler değişmişCihan Beskisiz ise şunları söylüyor: “Bizim en büyük şansımız dayımız. Onun durumu ve anlattıkları bize cesaret verdi. Çevremizde o kadar çok Ermeni var ki, ancak dayım gibi bir büyükleri yok, o yüzden cesaret edemiyorlar, kimliklerini değiştirmeye. Baskıyla ve korkuyla dinlerini değiştirmek zorunda kalmış büyüklerimiz, gerçeği çocuklarından bile sakladılar yıllarca. Kimileri ancak ölüm döşeğinde açıklamış gerçekleri. Ancak artık uyanış başladı.” Ateşyan: Korku kalktıkça dönen artacakANADOLU’da birçok Ermeni, Ermeni olduğunu söylemeye cesaret edemiyor. Ya komşusundan çekiniyor ya da çalışacağı yerden kovulacağından korkuyor. Oysa, ülkemiz demokratikleştikçe, insan hakları kökleştikçe binlercesi dinine geri dönecektir. Bugün bile Türkiye’nin dört bir yanından, Tunceli’den, Trabzon’dan, Kastamonu’dan gençler aile kökenlerini araştırmak için bize geliyor. Bu korkular ortadan kalksa, Anadolu çok renklenecek, şenlenecek. Birden bire görecekler ki, binlerce Ermeni varmış yanlarında, haberleri yokmuş.

Artık kimliklerine Hıristiyan yazdırıyorlar

Salı, 28 Eylül 2010

Türkiye Ermenileri Patrikliği Patrik Genel Vekili Aram Ateşyan’ın ‘Müslüman’ olan yeğenleri, 4 ay önce nüfus cüzdanlarına Hıristiyan yazdırdılar.

Akdamar’daki ayini yönetmek için Van’a gelen dayıları Ateşyan’ı ziyaret eden Mesure Kaplan ve Cihan Beskisiz kardeşler, vaftiz olmak için Diyarbakır Surp Giragos Kilisesi restorasyonunun bitmesini bekliyor.YILLARDIR komşularının ya da iş arkadaşlarının büyük bir bölümü, onları ‘Müslüman Kürt’ olarak kabul etti; çok az kimse, “Ermeni” kökenli olduklarını biliyordu. Bilenlerin çoğu da Hıristiyan kökenlerini görmezlikten geliyordu.Oysa, onlar yıllarca ‘gizli’ Ermeni olarak yaşamlarını sürdürmek zorunda kaldılar. Nüfus cüzdanlarında ‘Müslüman’, kalplerinde ise ‘Hıristiyan’ yazıyor, kendi aralarında evleniyorlardı. Ancak, son 1 yıldır ana dinlerine, ana kimliklerine dönmeye başladılar. Özellikle 1950 sonrası artan ‘mahalle baskısı’ sonucu dinlerini değiştirmek zorunda kalan Ermeni ailelerinin çocukları, artık kimliklerine ‘Hıristiyan’ yazdırıyor.Ateşyan’ın yeğenleriBu geri dönüşü yaşayan ailelerden biri de Türkiye Ermenileri Patrikliği Patrik Genel Vekili Aram Ateşyan’ın ablasının torunları 33 yaşındaki Mesure Kaplan ve 28 yaşındaki Cihan Beskisiz. Mesure, kendisi gibi uzun süre Ermeni kimliğini saklamak zorunda kalan eşi Kudbettin Kaplan, 5 yaşındaki oğlu Mardik ve erkek kardeşi Cihan’la birlikte önceki gün Akdamar’daki ayini yönetmek için Van’a gelen dayıları Ateşyan’ı ziyaret etti. 4 ay önce nüfus cüzdanlarını değiştirerek Hıristiyan/ Ermeni kimliklerini resmileştiren Mesure ve Cihan kardeşler, vaftiz olmak için ise Diyarbakır Surp Giragos Kilisesi’ndeki restorasyonun tamamlanmasını bekliyor. Vaftiz törenini de dayıları Ateşyan’ın yapmasını istiyorlar. Mesure, dayısı Ateşyan’ın önerdiği ‘sevimli’ anlamına gelen ‘Sirun’ ismini kabul etti. Cihan ise bir süredir ‘kral’ anlamına gelen ‘Baret’ ismini kullanıyor. Aile içinde Ermeni’ydikBulundukları çevreye uyum sağlamak zorunda olduklarını belirten Mesure Kaplan şöyle konuşuyor: “Müslüman komşularımızın, iş arkadaşlarımızın arasında bir Müslüman gibi davrandık. Hatta, davranışlarımızla Müslüman pek çok komşumuzdan daha Müslüman olduğumuzu bile söyleyebilirim. Yoksa aile içinde ve bizim gibi olanlar arasında her zaman Ermeni kimliğimizi korumaya çalıştık. Dinin gereklerini yerine getirmiyor ya da getiremiyorduk ama hepimiz Ermeni olduğumuzu biliyorduk. Annem ‘Seni kesinlikle Müslüman biriyle evlendiremem, ona göre’ diye uyarırdı.” Baskıyla dinler değişmişCihan Beskisiz ise şunları söylüyor: “Bizim en büyük şansımız dayımız. Onun durumu ve anlattıkları bize cesaret verdi. Çevremizde o kadar çok Ermeni var ki, ancak dayım gibi bir büyükleri yok, o yüzden cesaret edemiyorlar, kimliklerini değiştirmeye. Baskıyla ve korkuyla dinlerini değiştirmek zorunda kalmış büyüklerimiz, gerçeği çocuklarından bile sakladılar yıllarca. Kimileri ancak ölüm döşeğinde açıklamış gerçekleri. Ancak artık uyanış başladı.” Ateşyan: Korku kalktıkça dönen artacakANADOLU’da birçok Ermeni, Ermeni olduğunu söylemeye cesaret edemiyor. Ya komşusundan çekiniyor ya da çalışacağı yerden kovulacağından korkuyor. Oysa, ülkemiz demokratikleştikçe, insan hakları kökleştikçe binlercesi dinine geri dönecektir. Bugün bile Türkiye’nin dört bir yanından, Tunceli’den, Trabzon’dan, Kastamonu’dan gençler aile kökenlerini araştırmak için bize geliyor. Bu korkular ortadan kalksa, Anadolu çok renklenecek, şenlenecek. Birden bire görecekler ki, binlerce Ermeni varmış yanlarında, haberleri yokmuş.

Salı, 28 Eylül 2010

Deniz Harp Okulu Komutanlığı görevinden istifa eden Tuğamiral Türker Ertürk, cemaatin TSK içinde imamları olduğunu ve bunların bilgi sızdırdığını iddia etti.

İŞTE İSTİFA EDEN TUĞAMİRAL ERTÜRK / WEB TV İlk kez Hürriyete konuştu: Aktif subayları tasfiye ediyorlar
 
İşte Ertürkün istifa konuşması
 
Komutanı olduğu Deniz Harp Okulu’na yapılan saldırılar sırasında kendisine sahip çıkılmadığı gerekçesiyle istifa eden Tuğamiral Türker Ertürk, Cumhuriyet Gazetesinden Barkın Şıka çarpıcı açıklamalarda bulundu. Cemaatin TSK içinde uzantıları ve imamları olduğunu; bunların bilgi sızdırdığını söyleyen Ertürk, Türkiye’nin transformasyona uğratılmaya çalışıldığını kaydetti. Ertürk, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na yapılan operasyonun diğer kuvvetlere de sıçrayacağını belirtirken, “Teknolojiye sorgulamadan, tedbirini almadan geçtik, fecaat bilgileri buradan verdik” dedi. Telefon dinlemeleri nedeniyle insanların paranoyaklaştığını ifade eden Ertürk, “Resmi telefonlarda bize kota tanınır. Eskiden kotalar yetmezdi. Şimdi dörtte biri bile doldurulmuyor” diye konuştu.
 
Ertürk, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın en önemli eğitim kuruluşu olan Deniz Harp Okulu Komutanlığı’nda 2008 – 2010 yılları arasında yaşadıklarını anlattı. Başından geçenleri kitaplaştıracağını da ifade eden Ertürk’ün değerlendirmeleri şöyle:
 
Görüntüleri cemaat uçuruyor: 11 Ağustos 2008’de Deniz Harp Okulu’ndaki görevime başladım. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç, ‘Türker seni ateşin ortasına gönderiyorum’ dedi. Göreve başladıktan sonra saldırılar artarak devam etti. Nisan 2009’dan sonra konsantrasyon kuvvetlendi. ‘Bu okulda fuhuş yapılıyor, ibadet yasak, dindarlığa izin verilmiyor, Alevi yapılanması var, eşcinseller var’ şeklinde saldırılar oldu. Bir öğrenci, ziyaretçi salonunda, dışarıdan gelen bir kız arkadaşının elini tutunca bile bu görüntüler hemen okul dışına uçurularak, exagere (abartma) ediliyor. ‘Bu okulda ahlaksızlık yapılıyor, bu okulda götüren götürene’ diye yayın yapılıyor. Cemaat uçuruyor. İçeride uzantılar var. Kimin olduğuna anlamanıza imkân yok. Uzun süredir yatırım yapılıyor bu işe. Her seviyede var uzantılar. Bunlar genelde, disiplinsiz, çalışma performansı düşük insanlar değil. Belki benim bile en gözde subayımdır, astsubayımdır.
 
Öğrencilerimi sorgulatmadım: 32 öğrencimi imzasız ihbar mektubu ile ‘eşcinsel’ diye ihbar ettiler. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan bir heyet geldi. ‘Bu öğrencileri sorgulayacağız’ dediler. Böyle bir iddia ile sizi sorgulasalar, ‘Sizin kuruma güveniniz kalır mı? Motivasyonunuz kalır mı’ diye sordum. ‘Ben bunu yaptırmam, uygun değil’ dedim. O dönemin Eğitim Öğretim Komutanı Kadir Sağdıç’ı aradım. ‘Komutanım, bu çocukların ruhlarında onarılmaz yaralar bırakırız. Bu 20 sene sonra subayken, komutanken tesir eder’ dedim. ‘Türker haklısın’ dedi. Metin Ataç’tan onay aldı, heyeti bir şey yaptırmadan geri gönderdik. Bu olay çok kısıtlı personel arasında döndü ama bu bilgi de basına sızdı. Hakkında iddia bulunan öğrencileri daha sonra kendi kurduğum bir heyetle ben 25 saat aralıksız sorguladım. Sorguları ses kaydına aldırdım. Daha sonra deşifre etirmek için. Bu ses dosyaları da dışarı çıktı. Çok kısıtlı tutmama rağmen. Bulamadım kim? Komutan, ‘Bul’ diyor bulamıyorum. İçerden bilgi verildi mi bunu bulmanız çok zor. İhbar mektupları ile ilgili bir dosya oluşturdum, Kuzey Deniz Askeri Mahkemesi’nde dava açtım, mart ayında. Savcı, herkesi tek tek soruşturdu. Çocukları GATA’ya sevk ettiler. Hepsi, ‘görevini yapabilir’ diye rapor aldı.
 
Kötü çıkmaz bunlardan: 28 Şubat öncesinde 6 kişi attım ben. Birisi elektronik astsubayı, takdirname vermişim 1 ay önce. En güvendiğim adam. Yıkıldım ben bu adam çıkınca. ‘Bize bir gün emir gelecek bu gemiler buradan kalkmayacak’ diye ifade verdi.
 
Dosya tutanla bir tutulmamalıydım: Ben savaşıyorum. Elimde kılıç cephedeyim. İsabet alıyor muyum, alıyorum. Belki hatalar da yapıyorum. Ama ben kendimi şöyle düşünüyorum; 1571 İnebahtı Deniz Savaşı, 20 bin şehit veriyoruz. Sıkı bir dayak yiyoruz. Geriye kalanları Uluç Ali Paşa kurtararak İstanbul’a getiriyor. Sarı Selim padişah, Sokullu Sadrazam, onların takdirine mazhar oluyor. Ben de savaştan çıkmıştım. Ben de muzaffer değildim ben de isabet almıştım ama elimde kılıç savaşıyordum. Dosya tutanla bir tutulmamalıydım. Terfi önemli değil. Önemli olan amirlerin tarafından takdir edilmemek.
 
Bana taarruz etmiyorlar: Amirlerime telefon açıyorum. Komutanım basın turu düzenleyelim diyorum. Karşıdan ses alamıyorum. Diyorum ki; ‘Bizim okulda sosyal dal bile yok. 5 tane mühendislik dalı var. Biz burada matematik, termo dinamik, akışkanlar mekaniği, yapay zekâ okutuyoruz. Burada demokrasi ile yan yana gelmeyecek ne var?’ Ya susalım. ‘Komutanım bana taarruz etmiyorlar. Deniz Harp Okulu’na taarruz ediyorlar’ diyorum. ‘Uğraşalım bunlarla’ diyorum. ‘Zaten tirajları düşük, ilgilenen de yok biz üstüne gidersek olay büyüyor sus.’ Bana taaruzları nedeniyle tetikçi gazeteler aleyhine dava açtım. Ama kaybettikleri tazminatları ödemiyorlarmış. 300 trilyon borcu olan yayın organı nasıl yayın yapıyor? Soruyorum size.
 
Kimin için arama yaptırıyorum: Şimdi ben iki sene boyunca iki ayda bir odamda, konutumda, konferans salonunda elektronik arama yaptırıyorum. Kim için yaptırıyorum? Ruslar için değil, Yunanistan için değil, İran için değil kim için yaptırıyorum? Hanefi Avcı kitabında yazıyor dinlemeleri. Hanefi Avcı, bunu ağustosta yazdı. Ben bunu şubatta Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na yazdım. ‘Operasyon böyle yapılıyor’ diye. Ama yöntem daima sessizlik. Benim yazılarıma hiç yanıt gelmedi. Söz uçar yazı kalır onun için yazdım. Operasyonlar polis tarafından yapılıyor, savcının önüne konuluyor.  Hanefi Bey, kurumların imamları diyor, ben uzantıları diyordum. Bizde de kesinlikle imam vardır. Hem TSK de hem de Deniz Harp Okulu’nda kesinlikle imam var. İmamı bulabilmek için istihbarat örgütü lazım. TSK’nin bunu engelleyecek istihbarat teşkilatı yok. Bizim istihbarat subaylarımız var, teşkilatımız yok.
 
Telefon kotaları kullanılmıyor: Biz yüksek teknolojiye çabuk geçtik. Sorgulamadan geçtik. Bunların karşı tedbirini almadan geçtik. Fecaat bilgileri buradan verdik. Şimdi daha yeni yeni tedbir alınıyor. TSK operasyona maruz kaldıkça kabuğuna çekiliyor. Emekli olana kadar, çocuklarıma sosyal paylaşım sitelerine girmemelerini istedim. Çocuklar dedim; ‘ben böyle bir görevdeysem ve ülkemiz savaştaysa’… Anlatmanın zorluğunu hissediyorsunuz değil mi? 15 yaşında 20 yaşında çocuğa bunu anlatmanın zorluğunu anlıyorsunuz değil mi?  Bize tahsis edilen resmi telefonlarda kota tanınırdı. Kotalar eskiden yetmezdi. Şimdi insanlar bu kotaların dörtte birini bile doldurmuyor. Telefon dinlemeleri insanı paranoyak yapıyor. İnsanların arasında güven kalmadı. En büyük hata imzasız ihbar mektuplarını işleme koymak.
 
Başörtüsünde hata yaptık: Yıllarca büyük hatalar yaptık. Yıllarca bu başörtüsü meselesine taktık. Kendimize küvezler yarattık. Dışarıya hiçbir katkımız olmadı. Başörtüsü meselesi yasakladıkça, engelledikçe demokrasi mücadelesine döndü. Hata yaptık. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin morali bozuk. Savaşta esas iş, karşı tarafın savaşmak azim ve iradesini ortadan kaldırmaktır. Amaç, taş üstünde taş koymamak değildir. Şimdi, TSK’nin savaşmak azim ve iradesi kırılmıştır. Bu kadar ağır taarruz altında kalan herkes hata yapar.
 
Hedef Cumhuriyet: Bir numaralı hedef TSK, orda da Deniz Kuvvetleri merkezde. Bu kesimde 28 Şubat’ın mimarının Deniz Kuvvetleri Komutanlığı olduğu yönünde bir algı var. Özellikle Güven Erkaya nedeniyle. Ayrıca personel yapısı daha laik, laiklikten taviz vermez. Daha yenilikçi. Bu operasyonu tetikleyen dış odaklar var. İrtica, Suudi Arabistan, İran kaynaklı diye düşünürseniz hata yaparsınız. Bizde irticanın kaynağı Batı. Türkiye’yi dindarlaştırmaya çalışan Batı. Türkiye’yi transformasyona uğratmaya çalışıyorlar. Niye dönüştürmeye çalışıyorlar? Adına BOP deyin ne derseniz deyin, bu coğrafyadaki kaynakların üzerine oturmak, buradaki insanları sömürge haline getirmek için. Kuruluş felsefesi 1923’te şekillenmiş Cumhuriyet, bu operasyona engel, baş ağrısı. Onun için bu cumhuriyet dönüştürülmeli. Cumhuriyet’in kırmızı çizgileri var. Bunlara TSK öncü, sonuna kadar sahip. Eğer, TSK’nin Türkiye halkı üzerindeki kredibilitesini düşürmezseniz bu operasyonu yapamazsınız. O zaman ne yapmak lazım? TSK’nin güvenilirliğini, inanırlılığını yok etmek lazım. Amaç kurumu yok etmek. Türker Ertürk umurlarında değil onların.

 
 
 
 
   
 
 

Salı, 28 Eylül 2010

Deniz Harp Okulu Komutanlığı görevinden istifa eden Tuğamiral Türker Ertürk, cemaatin TSK içinde imamları olduğunu ve bunların bilgi sızdırdığını iddia etti.

İŞTE İSTİFA EDEN TUĞAMİRAL ERTÜRK / WEB TV İlk kez Hürriyete konuştu: Aktif subayları tasfiye ediyorlar
 
İşte Ertürkün istifa konuşması
 
Komutanı olduğu Deniz Harp Okulu’na yapılan saldırılar sırasında kendisine sahip çıkılmadığı gerekçesiyle istifa eden Tuğamiral Türker Ertürk, Cumhuriyet Gazetesinden Barkın Şıka çarpıcı açıklamalarda bulundu. Cemaatin TSK içinde uzantıları ve imamları olduğunu; bunların bilgi sızdırdığını söyleyen Ertürk, Türkiye’nin transformasyona uğratılmaya çalışıldığını kaydetti. Ertürk, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na yapılan operasyonun diğer kuvvetlere de sıçrayacağını belirtirken, “Teknolojiye sorgulamadan, tedbirini almadan geçtik, fecaat bilgileri buradan verdik” dedi. Telefon dinlemeleri nedeniyle insanların paranoyaklaştığını ifade eden Ertürk, “Resmi telefonlarda bize kota tanınır. Eskiden kotalar yetmezdi. Şimdi dörtte biri bile doldurulmuyor” diye konuştu.
 
Ertürk, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın en önemli eğitim kuruluşu olan Deniz Harp Okulu Komutanlığı’nda 2008 – 2010 yılları arasında yaşadıklarını anlattı. Başından geçenleri kitaplaştıracağını da ifade eden Ertürk’ün değerlendirmeleri şöyle:
 
Görüntüleri cemaat uçuruyor: 11 Ağustos 2008’de Deniz Harp Okulu’ndaki görevime başladım. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç, ‘Türker seni ateşin ortasına gönderiyorum’ dedi. Göreve başladıktan sonra saldırılar artarak devam etti. Nisan 2009’dan sonra konsantrasyon kuvvetlendi. ‘Bu okulda fuhuş yapılıyor, ibadet yasak, dindarlığa izin verilmiyor, Alevi yapılanması var, eşcinseller var’ şeklinde saldırılar oldu. Bir öğrenci, ziyaretçi salonunda, dışarıdan gelen bir kız arkadaşının elini tutunca bile bu görüntüler hemen okul dışına uçurularak, exagere (abartma) ediliyor. ‘Bu okulda ahlaksızlık yapılıyor, bu okulda götüren götürene’ diye yayın yapılıyor. Cemaat uçuruyor. İçeride uzantılar var. Kimin olduğuna anlamanıza imkân yok. Uzun süredir yatırım yapılıyor bu işe. Her seviyede var uzantılar. Bunlar genelde, disiplinsiz, çalışma performansı düşük insanlar değil. Belki benim bile en gözde subayımdır, astsubayımdır.
 
Öğrencilerimi sorgulatmadım: 32 öğrencimi imzasız ihbar mektubu ile ‘eşcinsel’ diye ihbar ettiler. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan bir heyet geldi. ‘Bu öğrencileri sorgulayacağız’ dediler. Böyle bir iddia ile sizi sorgulasalar, ‘Sizin kuruma güveniniz kalır mı? Motivasyonunuz kalır mı’ diye sordum. ‘Ben bunu yaptırmam, uygun değil’ dedim. O dönemin Eğitim Öğretim Komutanı Kadir Sağdıç’ı aradım. ‘Komutanım, bu çocukların ruhlarında onarılmaz yaralar bırakırız. Bu 20 sene sonra subayken, komutanken tesir eder’ dedim. ‘Türker haklısın’ dedi. Metin Ataç’tan onay aldı, heyeti bir şey yaptırmadan geri gönderdik. Bu olay çok kısıtlı personel arasında döndü ama bu bilgi de basına sızdı. Hakkında iddia bulunan öğrencileri daha sonra kendi kurduğum bir heyetle ben 25 saat aralıksız sorguladım. Sorguları ses kaydına aldırdım. Daha sonra deşifre etirmek için. Bu ses dosyaları da dışarı çıktı. Çok kısıtlı tutmama rağmen. Bulamadım kim? Komutan, ‘Bul’ diyor bulamıyorum. İçerden bilgi verildi mi bunu bulmanız çok zor. İhbar mektupları ile ilgili bir dosya oluşturdum, Kuzey Deniz Askeri Mahkemesi’nde dava açtım, mart ayında. Savcı, herkesi tek tek soruşturdu. Çocukları GATA’ya sevk ettiler. Hepsi, ‘görevini yapabilir’ diye rapor aldı.
 
Kötü çıkmaz bunlardan: 28 Şubat öncesinde 6 kişi attım ben. Birisi elektronik astsubayı, takdirname vermişim 1 ay önce. En güvendiğim adam. Yıkıldım ben bu adam çıkınca. ‘Bize bir gün emir gelecek bu gemiler buradan kalkmayacak’ diye ifade verdi.
 
Dosya tutanla bir tutulmamalıydım: Ben savaşıyorum. Elimde kılıç cephedeyim. İsabet alıyor muyum, alıyorum. Belki hatalar da yapıyorum. Ama ben kendimi şöyle düşünüyorum; 1571 İnebahtı Deniz Savaşı, 20 bin şehit veriyoruz. Sıkı bir dayak yiyoruz. Geriye kalanları Uluç Ali Paşa kurtararak İstanbul’a getiriyor. Sarı Selim padişah, Sokullu Sadrazam, onların takdirine mazhar oluyor. Ben de savaştan çıkmıştım. Ben de muzaffer değildim ben de isabet almıştım ama elimde kılıç savaşıyordum. Dosya tutanla bir tutulmamalıydım. Terfi önemli değil. Önemli olan amirlerin tarafından takdir edilmemek.
 
Bana taarruz etmiyorlar: Amirlerime telefon açıyorum. Komutanım basın turu düzenleyelim diyorum. Karşıdan ses alamıyorum. Diyorum ki; ‘Bizim okulda sosyal dal bile yok. 5 tane mühendislik dalı var. Biz burada matematik, termo dinamik, akışkanlar mekaniği, yapay zekâ okutuyoruz. Burada demokrasi ile yan yana gelmeyecek ne var?’ Ya susalım. ‘Komutanım bana taarruz etmiyorlar. Deniz Harp Okulu’na taarruz ediyorlar’ diyorum. ‘Uğraşalım bunlarla’ diyorum. ‘Zaten tirajları düşük, ilgilenen de yok biz üstüne gidersek olay büyüyor sus.’ Bana taaruzları nedeniyle tetikçi gazeteler aleyhine dava açtım. Ama kaybettikleri tazminatları ödemiyorlarmış. 300 trilyon borcu olan yayın organı nasıl yayın yapıyor? Soruyorum size.
 
Kimin için arama yaptırıyorum: Şimdi ben iki sene boyunca iki ayda bir odamda, konutumda, konferans salonunda elektronik arama yaptırıyorum. Kim için yaptırıyorum? Ruslar için değil, Yunanistan için değil, İran için değil kim için yaptırıyorum? Hanefi Avcı kitabında yazıyor dinlemeleri. Hanefi Avcı, bunu ağustosta yazdı. Ben bunu şubatta Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na yazdım. ‘Operasyon böyle yapılıyor’ diye. Ama yöntem daima sessizlik. Benim yazılarıma hiç yanıt gelmedi. Söz uçar yazı kalır onun için yazdım. Operasyonlar polis tarafından yapılıyor, savcının önüne konuluyor.  Hanefi Bey, kurumların imamları diyor, ben uzantıları diyordum. Bizde de kesinlikle imam vardır. Hem TSK de hem de Deniz Harp Okulu’nda kesinlikle imam var. İmamı bulabilmek için istihbarat örgütü lazım. TSK’nin bunu engelleyecek istihbarat teşkilatı yok. Bizim istihbarat subaylarımız var, teşkilatımız yok.
 
Telefon kotaları kullanılmıyor: Biz yüksek teknolojiye çabuk geçtik. Sorgulamadan geçtik. Bunların karşı tedbirini almadan geçtik. Fecaat bilgileri buradan verdik. Şimdi daha yeni yeni tedbir alınıyor. TSK operasyona maruz kaldıkça kabuğuna çekiliyor. Emekli olana kadar, çocuklarıma sosyal paylaşım sitelerine girmemelerini istedim. Çocuklar dedim; ‘ben böyle bir görevdeysem ve ülkemiz savaştaysa’… Anlatmanın zorluğunu hissediyorsunuz değil mi? 15 yaşında 20 yaşında çocuğa bunu anlatmanın zorluğunu anlıyorsunuz değil mi?  Bize tahsis edilen resmi telefonlarda kota tanınırdı. Kotalar eskiden yetmezdi. Şimdi insanlar bu kotaların dörtte birini bile doldurmuyor. Telefon dinlemeleri insanı paranoyak yapıyor. İnsanların arasında güven kalmadı. En büyük hata imzasız ihbar mektuplarını işleme koymak.
 
Başörtüsünde hata yaptık: Yıllarca büyük hatalar yaptık. Yıllarca bu başörtüsü meselesine taktık. Kendimize küvezler yarattık. Dışarıya hiçbir katkımız olmadı. Başörtüsü meselesi yasakladıkça, engelledikçe demokrasi mücadelesine döndü. Hata yaptık. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin morali bozuk. Savaşta esas iş, karşı tarafın savaşmak azim ve iradesini ortadan kaldırmaktır. Amaç, taş üstünde taş koymamak değildir. Şimdi, TSK’nin savaşmak azim ve iradesi kırılmıştır. Bu kadar ağır taarruz altında kalan herkes hata yapar.
 
Hedef Cumhuriyet: Bir numaralı hedef TSK, orda da Deniz Kuvvetleri merkezde. Bu kesimde 28 Şubat’ın mimarının Deniz Kuvvetleri Komutanlığı olduğu yönünde bir algı var. Özellikle Güven Erkaya nedeniyle. Ayrıca personel yapısı daha laik, laiklikten taviz vermez. Daha yenilikçi. Bu operasyonu tetikleyen dış odaklar var. İrtica, Suudi Arabistan, İran kaynaklı diye düşünürseniz hata yaparsınız. Bizde irticanın kaynağı Batı. Türkiye’yi dindarlaştırmaya çalışan Batı. Türkiye’yi transformasyona uğratmaya çalışıyorlar. Niye dönüştürmeye çalışıyorlar? Adına BOP deyin ne derseniz deyin, bu coğrafyadaki kaynakların üzerine oturmak, buradaki insanları sömürge haline getirmek için. Kuruluş felsefesi 1923’te şekillenmiş Cumhuriyet, bu operasyona engel, baş ağrısı. Onun için bu cumhuriyet dönüştürülmeli. Cumhuriyet’in kırmızı çizgileri var. Bunlara TSK öncü, sonuna kadar sahip. Eğer, TSK’nin Türkiye halkı üzerindeki kredibilitesini düşürmezseniz bu operasyonu yapamazsınız. O zaman ne yapmak lazım? TSK’nin güvenilirliğini, inanırlılığını yok etmek lazım. Amaç kurumu yok etmek. Türker Ertürk umurlarında değil onların.

 
 
 
 
   
 
 

10 kadından 10 çocuk sahibi

Salı, 28 Eylül 2010

İngiltere’de bir adam aynı anda dokuzuncu ve onuncu çocuğuna sahip olmaya hazırlanıyor. Ancak sanıldığı gibi bu çocuklar ikiz değil, iki farklı anneden. Dahası, İngiliz adamın ilk sekiz çocuğu da farklı annelerden. Şimdi ise o çocukları kabul etmiyor. Ama iki kadın da onunla evlenmeye kararlı.

25 YAŞINDA 10 ÇOCUK SAHİBİ – FOTO GALERİ
 
Sunderland kentinde yaşayan 25 yaşındaki Keith MacDonald adındaki adam ilk kez 15 yaşında baba oldu. O yaşından itibaren evlilik dışı ilişkilerden çocuk sahibi olmaya devam eden MacDonald, doğan tüm çocuklarını evlatlıktan reddetti.       
 
Çocukların ve annelerinin bakımını devlet üstlendiği için, çocukların her birinin 16 yaşını doldurduğu gün devlete maliyetleri 2 milyon sterlini (4,661 milyon TL) bulacak.
 
MacDonald’ın dokuzuncu ve onuncu çocuklarını doğurmak üzere olan iki kadın, doğuma altı hafta kaldığını belirtti. Bu kadınlardan biri olan 19 yaşındaki güzellik uzmanı Sarah Armstrong, “Eğer bana doğru şekilde davranırsa geçmiş geçmişte kalır” dedi.
 

10 kadından 10 çocuk sahibi

Salı, 28 Eylül 2010

İngiltere’de bir adam aynı anda dokuzuncu ve onuncu çocuğuna sahip olmaya hazırlanıyor. Ancak sanıldığı gibi bu çocuklar ikiz değil, iki farklı anneden. Dahası, İngiliz adamın ilk sekiz çocuğu da farklı annelerden. Şimdi ise o çocukları kabul etmiyor. Ama iki kadın da onunla evlenmeye kararlı.

25 YAŞINDA 10 ÇOCUK SAHİBİ – FOTO GALERİ
 
Sunderland kentinde yaşayan 25 yaşındaki Keith MacDonald adındaki adam ilk kez 15 yaşında baba oldu. O yaşından itibaren evlilik dışı ilişkilerden çocuk sahibi olmaya devam eden MacDonald, doğan tüm çocuklarını evlatlıktan reddetti.       
 
Çocukların ve annelerinin bakımını devlet üstlendiği için, çocukların her birinin 16 yaşını doldurduğu gün devlete maliyetleri 2 milyon sterlini (4,661 milyon TL) bulacak.
 
MacDonald’ın dokuzuncu ve onuncu çocuklarını doğurmak üzere olan iki kadın, doğuma altı hafta kaldığını belirtti. Bu kadınlardan biri olan 19 yaşındaki güzellik uzmanı Sarah Armstrong, “Eğer bana doğru şekilde davranırsa geçmiş geçmişte kalır” dedi.
 

Artık kimliklerine Hıristiyan yazdırıyorlar

Salı, 28 Eylül 2010

Türkiye Ermenileri Patrikliği Patrik Genel Vekili Aram Ateşyan’ın ‘Müslüman’ olan yeğenleri, 4 ay önce nüfus cüzdanlarına Hıristiyan yazdırdılar.

Akdamar’daki ayini yönetmek için Van’a gelen dayıları Ateşyan’ı ziyaret eden Mesure Kaplan ve Cihan Beskisiz kardeşler, vaftiz olmak için Diyarbakır Surp Giragos Kilisesi restorasyonunun bitmesini bekliyor.YILLARDIR komşularının ya da iş arkadaşlarının büyük bir bölümü, onları ‘Müslüman Kürt’ olarak kabul etti; çok az kimse, “Ermeni” kökenli olduklarını biliyordu. Bilenlerin çoğu da Hıristiyan kökenlerini görmezlikten geliyordu.Oysa, onlar yıllarca ‘gizli’ Ermeni olarak yaşamlarını sürdürmek zorunda kaldılar. Nüfus cüzdanlarında ‘Müslüman’, kalplerinde ise ‘Hıristiyan’ yazıyor, kendi aralarında evleniyorlardı. Ancak, son 1 yıldır ana dinlerine, ana kimliklerine dönmeye başladılar. Özellikle 1950 sonrası artan ‘mahalle baskısı’ sonucu dinlerini değiştirmek zorunda kalan Ermeni ailelerinin çocukları, artık kimliklerine ‘Hıristiyan’ yazdırıyor.Ateşyan’ın yeğenleriBu geri dönüşü yaşayan ailelerden biri de Türkiye Ermenileri Patrikliği Patrik Genel Vekili Aram Ateşyan’ın ablasının torunları 33 yaşındaki Mesure Kaplan ve 28 yaşındaki Cihan Beskisiz. Mesure, kendisi gibi uzun süre Ermeni kimliğini saklamak zorunda kalan eşi Kudbettin Kaplan, 5 yaşındaki oğlu Mardik ve erkek kardeşi Cihan’la birlikte önceki gün Akdamar’daki ayini yönetmek için Van’a gelen dayıları Ateşyan’ı ziyaret etti. 4 ay önce nüfus cüzdanlarını değiştirerek Hıristiyan/ Ermeni kimliklerini resmileştiren Mesure ve Cihan kardeşler, vaftiz olmak için ise Diyarbakır Surp Giragos Kilisesi’ndeki restorasyonun tamamlanmasını bekliyor. Vaftiz törenini de dayıları Ateşyan’ın yapmasını istiyorlar. Mesure, dayısı Ateşyan’ın önerdiği ‘sevimli’ anlamına gelen ‘Sirun’ ismini kabul etti. Cihan ise bir süredir ‘kral’ anlamına gelen ‘Baret’ ismini kullanıyor. Aile içinde Ermeni’ydikBulundukları çevreye uyum sağlamak zorunda olduklarını belirten Mesure Kaplan şöyle konuşuyor: “Müslüman komşularımızın, iş arkadaşlarımızın arasında bir Müslüman gibi davrandık. Hatta, davranışlarımızla Müslüman pek çok komşumuzdan daha Müslüman olduğumuzu bile söyleyebilirim. Yoksa aile içinde ve bizim gibi olanlar arasında her zaman Ermeni kimliğimizi korumaya çalıştık. Dinin gereklerini yerine getirmiyor ya da getiremiyorduk ama hepimiz Ermeni olduğumuzu biliyorduk. Annem ‘Seni kesinlikle Müslüman biriyle evlendiremem, ona göre’ diye uyarırdı.” Baskıyla dinler değişmişCihan Beskisiz ise şunları söylüyor: “Bizim en büyük şansımız dayımız. Onun durumu ve anlattıkları bize cesaret verdi. Çevremizde o kadar çok Ermeni var ki, ancak dayım gibi bir büyükleri yok, o yüzden cesaret edemiyorlar, kimliklerini değiştirmeye. Baskıyla ve korkuyla dinlerini değiştirmek zorunda kalmış büyüklerimiz, gerçeği çocuklarından bile sakladılar yıllarca. Kimileri ancak ölüm döşeğinde açıklamış gerçekleri. Ancak artık uyanış başladı.” Ateşyan: Korku kalktıkça dönen artacakANADOLU’da birçok Ermeni, Ermeni olduğunu söylemeye cesaret edemiyor. Ya komşusundan çekiniyor ya da çalışacağı yerden kovulacağından korkuyor. Oysa, ülkemiz demokratikleştikçe, insan hakları kökleştikçe binlercesi dinine geri dönecektir. Bugün bile Türkiye’nin dört bir yanından, Tunceli’den, Trabzon’dan, Kastamonu’dan gençler aile kökenlerini araştırmak için bize geliyor. Bu korkular ortadan kalksa, Anadolu çok renklenecek, şenlenecek. Birden bire görecekler ki, binlerce Ermeni varmış yanlarında, haberleri yokmuş.

Artık kimliklerine Hıristiyan yazdırıyorlar

Salı, 28 Eylül 2010

Türkiye Ermenileri Patrikliği Patrik Genel Vekili Aram Ateşyan’ın ‘Müslüman’ olan yeğenleri, 4 ay önce nüfus cüzdanlarına Hıristiyan yazdırdılar.

Akdamar’daki ayini yönetmek için Van’a gelen dayıları Ateşyan’ı ziyaret eden Mesure Kaplan ve Cihan Beskisiz kardeşler, vaftiz olmak için Diyarbakır Surp Giragos Kilisesi restorasyonunun bitmesini bekliyor.YILLARDIR komşularının ya da iş arkadaşlarının büyük bir bölümü, onları ‘Müslüman Kürt’ olarak kabul etti; çok az kimse, “Ermeni” kökenli olduklarını biliyordu. Bilenlerin çoğu da Hıristiyan kökenlerini görmezlikten geliyordu.Oysa, onlar yıllarca ‘gizli’ Ermeni olarak yaşamlarını sürdürmek zorunda kaldılar. Nüfus cüzdanlarında ‘Müslüman’, kalplerinde ise ‘Hıristiyan’ yazıyor, kendi aralarında evleniyorlardı. Ancak, son 1 yıldır ana dinlerine, ana kimliklerine dönmeye başladılar. Özellikle 1950 sonrası artan ‘mahalle baskısı’ sonucu dinlerini değiştirmek zorunda kalan Ermeni ailelerinin çocukları, artık kimliklerine ‘Hıristiyan’ yazdırıyor.Ateşyan’ın yeğenleriBu geri dönüşü yaşayan ailelerden biri de Türkiye Ermenileri Patrikliği Patrik Genel Vekili Aram Ateşyan’ın ablasının torunları 33 yaşındaki Mesure Kaplan ve 28 yaşındaki Cihan Beskisiz. Mesure, kendisi gibi uzun süre Ermeni kimliğini saklamak zorunda kalan eşi Kudbettin Kaplan, 5 yaşındaki oğlu Mardik ve erkek kardeşi Cihan’la birlikte önceki gün Akdamar’daki ayini yönetmek için Van’a gelen dayıları Ateşyan’ı ziyaret etti. 4 ay önce nüfus cüzdanlarını değiştirerek Hıristiyan/ Ermeni kimliklerini resmileştiren Mesure ve Cihan kardeşler, vaftiz olmak için ise Diyarbakır Surp Giragos Kilisesi’ndeki restorasyonun tamamlanmasını bekliyor. Vaftiz törenini de dayıları Ateşyan’ın yapmasını istiyorlar. Mesure, dayısı Ateşyan’ın önerdiği ‘sevimli’ anlamına gelen ‘Sirun’ ismini kabul etti. Cihan ise bir süredir ‘kral’ anlamına gelen ‘Baret’ ismini kullanıyor. Aile içinde Ermeni’ydikBulundukları çevreye uyum sağlamak zorunda olduklarını belirten Mesure Kaplan şöyle konuşuyor: “Müslüman komşularımızın, iş arkadaşlarımızın arasında bir Müslüman gibi davrandık. Hatta, davranışlarımızla Müslüman pek çok komşumuzdan daha Müslüman olduğumuzu bile söyleyebilirim. Yoksa aile içinde ve bizim gibi olanlar arasında her zaman Ermeni kimliğimizi korumaya çalıştık. Dinin gereklerini yerine getirmiyor ya da getiremiyorduk ama hepimiz Ermeni olduğumuzu biliyorduk. Annem ‘Seni kesinlikle Müslüman biriyle evlendiremem, ona göre’ diye uyarırdı.” Baskıyla dinler değişmişCihan Beskisiz ise şunları söylüyor: “Bizim en büyük şansımız dayımız. Onun durumu ve anlattıkları bize cesaret verdi. Çevremizde o kadar çok Ermeni var ki, ancak dayım gibi bir büyükleri yok, o yüzden cesaret edemiyorlar, kimliklerini değiştirmeye. Baskıyla ve korkuyla dinlerini değiştirmek zorunda kalmış büyüklerimiz, gerçeği çocuklarından bile sakladılar yıllarca. Kimileri ancak ölüm döşeğinde açıklamış gerçekleri. Ancak artık uyanış başladı.” Ateşyan: Korku kalktıkça dönen artacakANADOLU’da birçok Ermeni, Ermeni olduğunu söylemeye cesaret edemiyor. Ya komşusundan çekiniyor ya da çalışacağı yerden kovulacağından korkuyor. Oysa, ülkemiz demokratikleştikçe, insan hakları kökleştikçe binlercesi dinine geri dönecektir. Bugün bile Türkiye’nin dört bir yanından, Tunceli’den, Trabzon’dan, Kastamonu’dan gençler aile kökenlerini araştırmak için bize geliyor. Bu korkular ortadan kalksa, Anadolu çok renklenecek, şenlenecek. Birden bire görecekler ki, binlerce Ermeni varmış yanlarında, haberleri yokmuş.